By Hucum Press | Ocak 31, 2007 - 11:47 am - Posted in Dark Side Of The Moon

sayfa13_by_azulcobalto.jpg

yazan: hücum press
çizen: azulcobalto

26 Ocak 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin haberinden alıntıdır.

Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali CoÅŸkun, ÅŸunları söyledi: “Türk milleti sanki suç iÅŸlemiÅŸ de o suçun aÅŸağılık kompleksi içinde bunu örtbas edercesine olayları abartıp, kendi inançlarımızı ve kendi millet anlayışımıza gölge düşürme durumunda kimse olamaz. Herkese saygılı olmakla birlikte, elhamdülillah Müslümanım ve ne mutlu Türk’üm diyene. Herkesin de benim onlara gösterdiÄŸim kadar benim inançlarıma ve kimliÄŸime saygı göstermek mecburiyeti vardır. AB ilkelerini ele alıyorsunuz; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler, ama uygulamaya ve çeÅŸitli kesimler ve aydın çevrelere bakıyorsunuz, bu ilkeler sadece kendileri için geçerliymiÅŸ gibi gösteriyorlar. Kim olursa olsun yapılan böylesine bir menfur cinayetin Türkiye’yi hedef aldığını zaten bütün yetkililer açıkladı. Bunu daha ileriye götürerek, ’Ben senden daha çok Hrant’ım. Ben senden daha çok Ermeniyim’ demek çok yanlış bir tavrı sergiliyor. Herkes ne ise odur.”

Sevgili bakanımızı gerçekten takdir ediyorum. Oturup düşünüyordum ben de acaba “Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın” menÅŸei nedir, nereden gelir nereye gider, Müslüman mıdır deÄŸil midir diye? Beni bu zahmetten kurtardı ve açıklamasını yaptı saÄŸolsun.

Şimdi sayın bakanla ilgili bir bilgi verelim.

Sayın bakan toplam 2 tane kanun metnine imza koymuş. Aşağıdaki metin, 30.04.2004 tarihinde karara dönüşmüş bir kanun metnidir.

Kanun önünde eşitlik maddesine kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu ibaresi eklenmekte, ölüm cezaları ile ilgili hükümler ilgili maddelerden çıkarılmakta, basın araçlarının korunması ve basın özgürlüğüne ilişkin maddesi yeniden düzenlenmekte, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaşma hükümlerinin kanunlarla uyuşmazlık çıkması durumunda esas alınması öngörülmekte, Yüksek Öğretim Kurulunun oluşturulmasında Genelkurmay Başkanlığının aday göstermesi uygulamasına son verilmekte, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili madde yürürlükten kaldırılmakta, silahlı kuvvetlerin ellerinde bulunan Devlet mallarının TBMM adına denetlenmesinde gizlilik esası ortadan kaldırılmaktadır. (www.tbmm.gov.tr)

Åžimdi Türkiye’yi hedef alan saldırıyı ele almak lazım (bakan öyle diyor). Trabzon’dan “Vatan İçin” kalkıp İstanbul’a gelmiÅŸ cani, düşüncenin bedenine kurÅŸun sıkmış, Türk Bayrağı’nın önünde gururla adli fotoÄŸrafı çekilmiÅŸ. Azmettiricisi de altta kalmamış, adliyeye girerken Orhan Pamuk’a tehditler savurmuÅŸ.

Sayın Bakan;

Bu saldırı, sizin de çıkarması için kanun teklifi verdiÄŸiniz ve karara baÄŸlanmış basın özgürlüğüne yapılmıştır. Bir gazeteci-yazar, etnik kökeni nedeniyle katledilmiÅŸtir. Bu kurÅŸun, ayrımcılık ve ırkçılık elinden özgür düşünceye sıkılmıştır. Derinlerde bilinen baÅŸka ÅŸeyler varsa biz sade vatandaÅŸların bu konuda “derin” bilgileri yok ne yazık ki!

Bu Trabzon’dan kalkıp gelme meselesi de baÅŸka bir mesele. Åžimdi de Trabzon kentinin (kent-kentlilik) aklanması konulu halkla iliÅŸkiler çabalarını izliyoruz bir yandan. Trabzon’un ne zor durumda bir kent olduÄŸunu, insanlarının nasıl da kullanıldığını, aslında “Hepsinin Mazlum” olduÄŸunu gün gün iÅŸliyor “Devletin İdeolojik Aygıtları”…

Mesela bu ideolojik aygıtlardan bir tanesi olan Nihat Genç dostumuz neler söylemiÅŸ? Ona da bir bakalım…

24 Ocak 2007 tarihli AkÅŸam Gazetesi’nde “kendin sordur kendin yanıtla” usulü hazırlanmış bir Nihat Genç söyleÅŸisinde şöyle bir metin yer alıyor:

Eğer bir tetikçi aranıyorsa, bunun için en uygun yer olarak Trabzon gösterilebilir mi?

Doğru, olabilir. Trabzon, Samsun’dan başlayıp Sarp Sınır Kapısı’nda biten bir yerin adıdır. Ancak Trabzon Anadolu’nun uzağında bir yer değildir. Trabzon’u İstanbul’un bir ilçesi gibi düşünmek zorundayız. Çünkü Trabzon’da yaşayan herkesin ya anne-babasının ya da yakın akrabalarından birinin İstanbul’da mutlaka bir evi vardır. Trabzon bir nevi İstanbul’un varoşu gibidir. Trabzon’da doğup büyüyen herkes 17-18’ini bitirdi mi, büyük şehire göçmek zorundadır. Başka bir arzusu yoktur. Trabzon’a geri dönme oranı yüzde sıfıra yakındır. Ergenlik sonrası Trabzon’da kalan çocuklar Karadenizli özelliklerini yitirmiş, yani dişleri, pençeleri ve kabadayılığı törpülenmiş çocuklardır.

Helal olsun sana Nihat Genç. Hem ağlarsın ölenin ardından, hem anlarsın caninin dilinden. Filozof adamsın yemin ediyorum. Sen de elhamdülillah Müslümansın değil mi? Bu toprak da vatan toprağı değil mi?

Yanarsınız, dönersiniz, bir daha yanarsınız, bir daha dönersiniz…

By Hucum Press | - 11:03 am - Posted in Sex and The City

sebkayikci.jpg

yazan: aydınlık gelecek köftecisi
fotoÄŸraf: ÅŸebnem uÄŸural

Zordur babasız büyümek. Teorik olarak herkeÅŸler bilir bunu ama yaÅŸayan ayrı bilir. İlk okulda dayak yediÄŸiniz çocuÄŸu korkutamazsınız bir kere. Biliyodur nasıl olsa gelip höykürecek biri olmadığını, tırsmaz, sizi dövme teÅŸebbüsleri devam eder. O yüzden kavga etmeyi ve dayak yememeyi diÄŸerlerinden önce öğrenmek zorunda kalırsınız. Anneninizin sizin için çırpınışlarını görüp hayatın zorluklarını erken tanırsınız. DiÄŸer çocuklar haftasonu babaları ile sinemaya giderken hüzünlenirsiniz…

HADİ LENNNNNNNNNNNNNN. Derler adama. Yalan bunlar. Yoksa ciddi mi sandın?

Şahane bir şeydir babasız büyümek. Türk Filmleri’ndeki Emrah, Sezercik ve benzeri haşaratın sizi kandırmasına izin vermeyin. Tabii yetimden yetime fark var. Öncelikle babasız oluşu avantaja dönüştürecek kadar gamsız ve terbiyesiz bir evlat olmanız gerekir. Bu özelliğiniz varsa şahanedir hayat. Bir kere hani rol model felan dedikleri şey yoktur evde. Tamamen özgür ve orjinal bir tipleme olarak yürüsünüz hayata. Aman da babam şöyledir babam gibi olayım ya da tam tersi babam gibi olmıcam diye gereksiz bunalımlardan kurtulur bünye. Öğretmen, anne, teyze, hala, komşu, bakkal, manav vs sizin yetim olduğunuzu bildiği için hepsi acaip güzel davranır size, tabii işini bilene. Babası olan bayramda ne kadar harçlık toplar yetim ne kadar toplar bi dikkat edin bakalım. Sonra yetimseniz okurken bir ton yerden burs alırsınız bu sayede arkadaşlar babalarının eline bakarken siz gönül rahatlığı ile ergenliğinizin ilk biralarını devlet sayesinde içiyor olursunuz.

Sonra kız çocukları da ayrı bir itina gösterir yetim gençlere onlara sahip olamadıkları aile sevgisini verme çabasına girerler. Ayrı bir ezikliğiniz, o eziklik ve kendini dışarı vuramamışlığın altındaki cevheri keşfederler, size itina gösterirler. Yaşıtlarınız gene mağlup yani. Sonra anneniz ve diğer akrabalar size daha toleranslı davranırlar. 30 (yazı ile otuz) yaşında düzgün bir işe sahip olamadığınızı yüzünüze vurmaz, paso destek olurlar. Hatta cep harçlığı verirler. Yaşıtlar ise evlenip ev geçindir diye baskı altındadır.

Sonra yılbaşı, doğumgünleri ve benzeri özel günlerde yaşıtlar hediye almak zorunluluğu içindeyken siz o günleri gönül rahatlığı ile pas geçersiniz para cepte kalır. Ha babadan gelecek harçlıklar ne olacak dersen onu yazdım zaten devlet ve akrabalar o açığı kapatıyor. Eğer çok isterseniz bir hediye alırsınız. Hücre yenileyici krem ya da balmumu ve sargı bezi en ideali ve anlamlı olanları olacaktır. Onları da almıcaksan en fazla bayramda bi demet çiçek alırsın. O kadarını da almak lazım hainliğin lüzumü yok.

Sonra babadan size kurulu bir iÅŸ kalmış olabilir onun rahatlığı olur aman da iÅŸ kur diye bir derdin olmaz. Ya da baÅŸka bir ÅŸekil babadan hiç bir iÅŸ güç kalmaz, e o zaman da istediÄŸin mesleÄŸi seçme özgürlüğün olur. Düşünsenize üniversite sınavına gircen evde sizle yaÅŸayan o yaÅŸlıca adam o meslek şöyle ÅŸu meslek böyle diye aklınıza girmeye çalışmaz kafanızı bulandırmaz. Kaçınız uzay adamı olacaktınız da doktor, avukat, reklamcı felan oldunuz para için düşünsenize…

Efendim sonra evden bağımsızlık erken kazanılır giriş çıkış saatleri daha 12- 13 yaşında şahsen belirlenmeye başlar (yaşıtlar kıl olur bu duruma çok zevklidir). Millet gizli gizli sigara, içki içerken sen evde misler gibi masanızı kurarsın. E tabi arkadaşlar bu rahatlığı evlerinde bulamadığı için size akar. Arkadaş çevresi geniş olur. Bi de gelenler içki sigara getirir şahane olur. Malum misafirlik el boş gidilmez.

Sonuçta bu kadarcık örnekle bile rahatça söylenebilir ki Küçük Emrah ya yalancıdır ya da aptal. Åžahanedir babasız büyümek. Bir de anneyi kaybetme korkusu olmasa…

By Hucum Press | - 9:51 am - Posted in Ed Wood

sebbulut.jpg

yazan: gündelikçi
fotoÄŸraf: ÅŸebnem uÄŸural

Türk Sineması el yordamıyla da olsa ilerliyor. Görece çok sayıda film çekiliyor ve film endüstrisi de geliÅŸiyor diyebiliriz. Fakat halen kendi yıldızlarını yaratmak konusundaki kısırlığı devam ediyor Türk Sineması’nın. Bunun yerine sürekli, televizyonun medyatik simaları transfer ediliyor. Böylece televizyondaki ratingleri giÅŸeye dönüştürmeye çalışıyorlar. Belki baÅŸarı da saÄŸlanıyordur giÅŸe açısından ama sinema adına hiç de hoÅŸ karşılanacak bir durum gibi görünmüyor.

Yıldız handikapının yanında unutmamamız gereken bir diÄŸer konu ise sinemamızın dizi beslemelerinin elinde olduÄŸu. Bunu ÅŸahısları kötülemek için söylemiyorum, zira aralarında çok deÄŸerli sinemacılar da var. Mesela ÇaÄŸan Irmak, ÅŸu anda çok önemli bir isim olmakla beraber sinemasında (iyi ya da kötü) dizi yapısından kurtulamamışlık yok mu? Ya da bu cuma vizyona girecek olan Barda filminin saygıdeÄŸer yönetmeni Serdar Akar’ın bir önceki filmi Kurtalar Vadisi: Irak’tı…

Dikkat etmek lazım.

By Hucum Press | Ocak 29, 2007 - 11:39 pm - Posted in Dark Side Of The Moon

kahramanseb.jpg

yazan: mai
fotoÄŸraf: ÅŸebnem uÄŸural

Yükselen değerler var hocam günümüzde. Okülttür, parapsikolojidir boktur püsürdür (karşısında değilim ben bunların ama yükseliyorlar para ediyorlar ayırdına varmak lazım. Neyse bu değil konumuz, dağılmayalım). Misal “ezoterik�de bu kavramlardan biri. İçe kapalı bilgi. Şöyle bir tanımını buldum:
“ezoterizme göre, ezoterik bilgiler, yani hakiki bilgiler içeren sırlar, herkese açıklanmamalı, ancak belli eÄŸitimlerden geçip o bilgileri almaya hak kazanmış, layık olmuÅŸ kiÅŸilere derece derece açıklanmalıdır. Kimseye, deÄŸerini ve anlamını anlayamayacağı böyle bilgilerin verilmemesi gerektiÄŸi gibi, kimseye kaldıramayacağı, taşıyamayacağı bilgi de verilmemelidir. Çünkü taşıyamayacağı bilgi, kiÅŸiye bir yarar vermeyeceÄŸi gibi, zararlı da olabilir”. Çok alakasız bir yere gidicem esasen. Mason deÄŸilim, elimde ezoterik bir bilgi de yok. Ama birilerinin ısrarla anlayamadığı, anlamaya yanaÅŸmadığı bir ÅŸeyler biliyormuÅŸum, kendimi olabildiÄŸince açık, dürüstçe, tane tane ve sükunetle anlatmaya çalışmama raÄŸmen ağız dolusu köpükten fazlasını elde edemiyormuÅŸum ve hiç olmayacağını da an be an fark ediyormuÅŸum gibi buruluyorum, parça parça üzülüyorum, umutsuzluÄŸa kapılıyorum. Sabaha kadar anlatsam basmayacak kafası. Üstelik ben anlattıkça o daha zarar vermeye açık bir hale gelecek çevresine. “Ben ermeni deÄŸilimâ€? diyecek, “bayrakâ€? diyecek, “vatanâ€? diyecek, “atamâ€? diyecek.

Her gün “vatan için� yapılan bir şeyler oluyor sağımda solumda. Kolay da bir şey vatana hizmet anladığım. Birinci adımı istemek, ikincisi istediğini duyurmak. Duyurmak için birini vurabilir, feribot kaçırabilir, sağa sola taş fırlatabilirsiniz. En nihayetinde kendi halinde bir üçüncü dünya ülkesi mütevazı Türkiyem. Onun için ne yapsanız, seviniyor. Beklentisi düşük.

Bak ne demiş Artvinli ordudan atılma, büfeci uzman çavuşum olmayan bir bomba ve olmayan bir örgüt adıyla kaçırdığı feribotuna binayen; “vatan için yaptım�. Eh erata yürüyüş kararı saydırırken söylediği gibi kendisinin “her-şey-vatan-için!�

Ben şimdi vatan için bir bira açacağım.

Yarın öbür gün birini rehin alıp basına açıklama yapma şansı elde edersem de söyleyeceğim şudur; “Hepimiz Ermeniyiz� dedik, “Hepiniz Ermenisiniz� demedik. Size giren çıkan yok. Paniğinize mahal de yok.

*Bu işin futbolla alakasını anlamak ise benim için “ezoterik�. Anlatmayın hocam “Ermeni Malatya�, “Kafamıza kurşun sıksanız yine de Türk’üz� ve muadili pankartları, beyaz bereli Trabzon taraftarlarını basmıyor benim kafam.

By Hucum Press | - 5:07 pm - Posted in Ed Wood

daralan.jpg
yazan: hacı abi

Bak koçum;
Belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer; bizim olanlar ve olmayanlar hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün sanki herşeyi bilirlermiş gibidirler ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer. Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıyaya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına.