
fotoÄŸraf: ÅŸebnem uÄŸural
yazan: hücum press
Bir pazar sabahına Şişli’de uyandım. Geceden kalma ab-ı hayat şerbeti damarları ve zihni açmış durumda. Günlerden 29 Nisan…
Önceki gün güzel İstanbul aynı güzel İstanbul gibiydi. Tarihiyle, kalabalığıyla ve karmaşasıyla içinden geçtik bir dost sesi eşliğinde. Döndük geldik Şişli’ye… Hayatın ne kadar acıklılığını, hayatın ne kadar yalnızlığını, en yakınındakiyle bile paylaşılamayan yalnızlığı konuştuk. 27 yılın azgınlığının ardından son zamanların yalnızlığından dem vurarak, ab-ı hayat şerbetini, kirlenen kanımıza karıştırarak arındık biraz.
Bir Avrupalı velet karışmak istedi sohbetin içine. Sözü hep batıya çekmeye kalkıştığında, batının ne menem bir şey olduğunu bilen bizler, hayata, aşka ve şaraba çevirdik muhabbetin yönünü. Sıkıldı velet. Dili de Türkçe’ye çevirdik akabinde. Vakt-i zamanında garbın illerinde maruz kalınan bir takım sosyal mağduriyetlerden dem vuruyorduk bir yandan da.
Sonra ünlülerin izlenme rekorları kıran sirklerinden sirklerine sektik bir süre. Sonra vazgeçtik. Bir akvaryumun içinde kayıp birer balık haline geliverdik.
Sabah uyandım, ölen gecenin ardından doğan güneşli bir pazar sabahıydı ki; başta mevzu bahis olmuş gündür. Bir kahvenin ardından Şişli Meydanı’na doğru yürüdüm. Dün gece sirklerin mahrumiyet alanında kalmışların elinde bayraklar, iktidardaki muhafazakar muhelefetin devletin başına geçişini protesto ediyorlardı. Aynı kişilerdi emin olabilirsiniz. Ana akım dünyanın her yerinde ana akımdır. Onu yaparsa bunu da yapar. Hayat o kadar matematik bir şey değil diyenlere de mütebessim bir selam yollarım buralardan.
Bostancı dolmuşuna doğru yürüdüm. Dolmuşun içi mitingden dönen cumhuriyet havarilerinin sosyalleşme arazisine dönüşmüş. Dolmuşçular ki; ramazan ayında bizleri ilahilerin beşiğinde sallanmaya mahkum bırakan kişilerdir, gıkları çıkamıyordu. Akademisyenler, emekli öğretmenler “Atam İzindeyiz� temalı naralarını basbas bağırırken bir sahteciliğin cefakeşliğini salıyorlardı yarı sıcak günün atmosferine.
Boğazı geçip Kadıköy’de indim dolmuştan. Bir aidiyetin kucağına atmak istedim kendimi. Attım ve geçtim. Gün geçti. Bir gün daha yoğun hayalkırıklıklarının kucağında geçti. Hayallerimi kırıp arkasından ağlamamayı öğrenmenin normalliğine kaptırmışken kendimi, türlü oyunların ortak sahnesine dönen memleketimde bertaraf olma niyetindeyim.
Bu tarafların içinde “ya bir taraf olursun ya bertaraf olursun� ezberini bozmaya niyetliyim. Bozabilir miyim bilmem… Yolda yürümek güzeldir, eşlik görmek daha güzeldir. Taraf olmadan, “benlerimiz� için, ben olabilmek için… Eşlik etmek ben olmaya engel değil gözümde. Belki de çok kalabalıkların içinde feci yalnızlıkların tatlı reçetesine alışık olmadığından insan evladı, yanaşıvermeyi bilemiyor birbirine. Altta simurgun kısa öyküsü var. Eşlik etmek isteyenlere…



