
yazan: gad
Yeni çağa ayak uydurmuş e-muhtıra gündeme düşeli tam bir hafta oldu. Çok hareketli geçen bu bir haftada olan olayları şöyle bir düşünürsek, cumartesi gününe muhtıranın tartışmalarıyla başladık, Pazar gününü çağlayan mitingine ayırdık, pazartesiden itibaren iyice yükselen ve ufukta görünen seçim tartışmalarıyla girerken TÜSİAD’ın da erken seçim istediğine tanık olduk, Salı günü 1 Mayısı ve İstanbul’da yaşanan bölgesel sıkı yönetimi hissetmemizin ardından anayasa mahkemesinin oylamayı reddetmesi, TÜSİAD’ın Çağlayanı övmesi ve Cumhurbaşkanını halkın seçmesi geldi gündeme. Ardından Fenerbahçe Başkanı ve yöneticilerinin aldığı cezalar da gündemdeki yerini alırken Bülent Arınç’ın da koltuk sevdasına tanık olduk. Ve seçim takviminin açıklanmasıyla e-muhtıranın birinci haftasını bitirdik.
Bütün bunlar olurken ekonomide büyük krizler olmaması belki de tek teselli oldu.
Biz bunları yaşarken Fransa’nın seçimi ve Putin’in “ABD füze kalkanıyla Rus topraklarını da kontrol edecek. Bu birbirimizi yok etme tehlikesini arttırıyor� demecini de yaşadık ama gündemimiz o kadar yoğundu ki ne yazık ki dünyada olan bitenleri takip edecek enerjimiz kalmamıştı.
Ayrıca ABD’nin kaybettiği arıları bulamaması ve bunun sonuçları pek de ilgimizi çekmedi.
Garip bir süreç. Cumhuriyetçilik, Demokratlık, Sağ, Sol, Merkez Sağ, 1 Mayıs, İstanbul Emniyet Müdürü, Hrant Dink suikastinin 100. günü, gibi kelimelerde sıkça duyduğumuz kelimeler oldu.
Ayrıca çok da üstünde en azından ÅŸimdilik durmadığımız bir takım açıklamalar da oldu. ÖrneÄŸin ÇaÄŸlayan Meydanı’ndaki mitingde, Prof. Necla Arat, “Laik rejimi sinsi bir biçimde deÄŸiÅŸtirmek isteyenleri durdurmak için buradayız” dedi. Prof. Nur Serter ise askerin bildirisini savundu: “Genelkurmay BaÅŸkanımıza ‘memur’ diyen bir zihniyete karşı, ÅŸanlı Türk ordumuzun önünde eÄŸiliyoruz.” Åžeklinde bir açıklama yaptı. Yine aynı mitingde işçilerin 1 Mayıs’ını kutlayan ve Çankaya’da çaÄŸdaÅŸ bir çift görmek istediklerini söyleyen Prof. Türkan Saylan darbe isteyenleri eleÅŸtirdi: “Bölücülük, terör istemiyoruz. Irkçı cinayet emirleri verenlerin karşısındayız. Tüm bunların çözümünün darbeler olmadığını da kurbanlar vererek öğrendik” açıklamasını yaptı. Bunları deÄŸerlendirmek için belki de fazla zamanımız olmadığı için ÅŸimdilik sadece kadınların gücü ÅŸeklinde nitelendiriliyor.
Ayrıca bildiri/muhtıra/darbe için AKP Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun, “Demokrasi bizim namusumuzdur. Namusumuza tecavüz edilmiÅŸtir. Genelkurmay BaÅŸkanı’nı ya da bu açıklamayı yapanları görevden almayanların laikliÄŸe özde baÄŸlılığından şüphe ederim. Demokrasi varsa, bu açıklamayı yapanları derhal görevden almayanların laikliÄŸe özde baÄŸlılıklarından şüphe ederim ” açıklaması da AKP yönetimi tarafından “haddini aÅŸtıâ€? olarak yorumlandı ve Hüsrev Kutlu uyarıldı.
Yine AKP yönetiminin “Genelkurmay’ın açıklaması yargıyı etkilemeye yönelik girişim olarak algılanacak� açıklaması da bu tartışmalar arasında geleceğe soru işaretiyle bakmamıza sebep olan açıklamalardan biriydi.
Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın özellikle AKP yönetiminde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu kadar aktif bir şekilde yer alması da dikkat çekiciydi.
Farkında mısınız? Ne kadar yoğun bir hafta geçirmişiz.
Ancak bu hafta içerisinde üç kurum çok dikkat çekti.
Bu haftanın bu kadar yoğun geçmesindeki en önemli kurum olduğunu düşündüğüm Genel Kurmay Başkanlığı, taşı kuyuya attıktan sonra hiçbir açıklama yapmadı. Sadece duruşunu göstererek benim ve benim yaş gurubumun ikinci muhtırasına imza attı.
İkinci Kurum TÜSİAD. Bu haftanın ilk günlerinde seçim isteğiyle gündeme geldi, sonrasında da Çağlayan Mitingini destekleyen açıklama ihtiyacı duydu.
Üçüncü Kurum ise İç İşleri Bakanlığı. 1 Mayıs günü alınan önlemlerin “Devletin Halkı Sindirme� operasyonu olarak gören yorumların yanısıra Tandoğan, Çağlayan Mitinglerine bir tepki olarak yapıldığı yorumları yapılırken, bütün sorumluluğu Vali Muammer Güler’e kesilmesine göz yumdu. Açıkçası bu 1 Mayıs operasyonunun sadece Vali’ye kesilmesi Muammer Güler’e yapılan bir haksızlık gibi geliyor bana. Emniyet Müdürlüğü’nn iç işlerine bağlı olması, 1 Mayıs günü İç işleri Bakanlığı’ndan bir açıklama beklentisi doğurdu bende. Ancak onlar da sustu. Açıklama olaylar bittikten sonra gündeme geldi.
Tabi bu arada basının canlı yayın yapmasına engel olan ve CNN TURK’ün korsan çekim yapmasına sebep olan güçlerin medyada fazla yer almaması da dikkat çekilmesi gereken farklı bir noktaydı.
Tabi olan bunca olaya farklı yorumlarda gelmedi değil. Demokratların Darbe mi Abdullah Gül’mü sorusuna Abdullah Gül cevabını vermeleri, darbeyi isteyenler, polisi haklı görenler, haksız görenler, tamamen kafası karışanlar, Tandoğan ve Çağlayan mitinglerini darbeci mitingler olarak yorumlayanlar.
İnanın insanın çok kafasını karıştıracak ciddi mevzular yaşadık bu bir haftalık süreçte. Ama yine Türkiye gerçeğinden öteye gidemedik.
“Doğru şeyi söyleyen yanlış insanlar.�
Türbanı dinden uzaklaştırarak siyasetin göbeğine oturtanların, Avrupa İnsan Hakları’na Türkiye aleyhine dava açan eşini, konumu ve koltuğu gereği bu davadan geri çektirenlerin türban konusunda ne kadar samimi davrandığından yine şüphe etmedik.
Son dört buçuk yıldır %10 barajının kaymağını yiyen ve bu seçimde de yiyeceği kesin gibi görünenlerin demokrasiden bahsetmesini yine anlayışla karşıladık, destekledik.
Dördüncü kuvvetiz diye ortalıkta dolaşan medyamız. Dayak yediler, gazlardan gözeri yaşardı, yayın yapmaları yasaklandı ama onlardan çıkan ufacık ses sadece küçük bir haber olabildi.
YaÅŸanan onca ÅŸey geldi geçti. Ne mi olacak? Hep birlikte görücez…