
fotoÄŸraf: ÅŸebnem uÄŸural
yazı: hücumpress
Sırtıma rüzgar vuruyor, pencereyi kapatmaya kalkmıyorum. Hasta olsam da olur rahatlığındayım, olmam o yüzden. Bir nefes istiyorum sadece, bir nefes…
Türlü kibarlık oyunları yapamıyorum, içimden geçeni söylüyorum. Söz veriyorum tutuyorum. Bu satırları sana yazıyorum.
Bir tren rayının üzerinde seyrediyorum. Hava karanlık, bozkır esintisi var. Tam burada sabahlıyordum oysa. İşte o zamanlar öyle düşünürdüm, nasıl olsa hasta olmam derdim. Yazmaya başladım;
“Uzun uzun anlatmaya gerek kalmadı artık. Sürdüğüm hayata karşı inancım kalmamıştı. İstanbul’a geldiÄŸim zaman, kendimi yarı yolda bırakılmış, kandırılmış ve yapayalnız hissetmiÅŸtim.
Günlerin güzel geçiyor, bozulmasını istemediğin bir yaşam sürüyorsundur. Her şey yerli yerindedir. Ne sorumluluk almanın ne risk almanın zamanıdır. Ama hayat bu, fırsatları en mayışık anında, en ihtiyacının olmadığı anda karşına çıkarır. Harcarsın, bol gelir. Sonra işler kötü gitmeye başlar, elindeki her şey bir anda kayıp gitmeye başlar.
Karlar erimiÅŸti İstanbul’da… Tek kale maç yapıyordu benimle, Dar Alanda Kısa PaslaÅŸmalar’da metaforik bir sahne vardır ya… Kalecinin üzerine toplar yaÄŸar. İşte öyle. Sabaha karşı beÅŸ civarıydı, babamı aradım. Askere gitmek istediÄŸimi söyledim. Her sabah caddeden gelip giden ‘özgür’ insanları görüp, kendime kızdım. Dünya üzerindeki en deÄŸersiz, en iÅŸe yaramaz, en anlamsız insanın kendim olduÄŸunu hissediyordum. Zaman geçmeye baÅŸladı. Çok hırslandım. Sonra evime geri döndüm. Her ÅŸey bıraktığım gibi deÄŸildi, bir ÅŸey bırakmadım. Ruhsuz ve anlam aramayan bir hayat kurdum. İyi paralar kazandım. Olmadı, olmuyordu. Bir gece Mecidiyeköy’de bir apartman dairesine girdim. Sigara içtim. Kalkılmıyordu bu anlamsızlığın altından. Yolunu buldum, yordamını buldum.
Bir balkona çıkıyor, olanı biteni tek tek anlatıyordum. Anlatırken evimi dağıtmaya karar verdim. Kadıköy’e geldim. Bir yolunu buldum. Ara ara yollara düşüyor, ara ara evime geliyordum. Çocuklarım oldu sonra. Onlarla uÄŸraÅŸmaya baÅŸladım. Kendime de bir bilgisayar aldım. Oturup yazmaya baÅŸladım. Yazıyor ve yolluyordum, her yere, herkese yolluyordum. İyice yalnız hissetmeye baÅŸladım. Çocuklarımın saflığına imreniyor, hayatımda bunun karşılığını bulamıyordum.
Futbol maçları izledim, futbolcular izledim. Bir gün eve geldim. Birini gördüm, gördüğüme çok sevindim. Hala da sevinirim…
Bir film izledim, adında hem ateş hem de tutku vardı. İçim yandı.
Tüm bunları, uzaklarda, hiç bilmediğim bir yerde anlatacaktım aslında. Ben buradayım hala. Fazlayım, bakıyorum bakıyorum, üzgünüm, fazla olan benim. Ne yapayım?
Bir gün giderim dedim. Hala gidemedim. Dedim ki; seni kandırsam kendimi nasıl kandırırım? Dedim ki; sen iyisin, vicdan sahibisin… İnsansın dedim yahu daha ne diyeyim?
Anlatıyorum kendime o vakitler… İyi olacaksın diyorum, dürüst olacaksın. Kötü olmana sebep olan ÅŸeyleri ayıklayacaksın diyorum kendime.
Sonra iÅŸte, senin de bildiÄŸin zamanlar baÅŸladı. Dünyada kapladığım yerlere anlam buluyorum bir yandan, heyecanlanıyorum yeni bir ÅŸey olunca. Çocukları biraz ihmal ediyorum ama… O iyi olmadı. Ama neden? Sor bakalım bir neden? Artık kendimi sevmeye ve bencil olmaya ihtiyacım kalmayınca, haliyle çocuklar üzerinden egomu tatmin etmiyorum. Onlar beni seviyor diye sevinmek yerine, yaÅŸamlarında kalıcı olmamak gerektiÄŸinin rasyonel havuzunda yüzüyorum. Öyle bir haller.”
Neyse daha çok uzun devam ediyor bu böyle. Åžimdi Kadıköy’ün çarşısında, bir dükkanın giriÅŸ basamağında oturmuÅŸ, sigaramı söndürüyorum. Hava karardı, ezan okundu. Herkes bir tarafa gidiyor, ben pek telaÅŸsızım. Olan olmuÅŸ, biten bitmiÅŸ. Biraz yukarı doÄŸru yürüyorum. Sokakta el ilanı dağıtan bir kız var. Bana uzatıyor, almıyorum. Sonra bir duruyorum, ulan diyorum neden almıyorum. Dönüyorum, bir tane ilan istiyorum. Sonra kıza anlattırıyorum, ne anlatıyor burada diyorum. Anlatıyor, dinliyorum… Saatine bakıyor, mesaisi bitiyor, gidiyor. E iyi diyorum, ben de dönüyorum dükkanın önüne. Bir sigara daha yakıyorum.