
yazan: kiraz dostum
Hayatında ilk defa işe yarar bir iş yapmak istemişti, kitapçıya gidip Spinoza’yla ilgili ne kadar kitap varsa aldı. Ona göre hayat; içinden çıkılması, anlaşılması zor bir bulmacaydı. Oysa Spinoza her şeyi ne basit anlatmıştı. Adeta onunla alay edercesine basit, ona nanik yaparcasına basit.
Spinoza’nın onunla alay ettiğini fark ettiği kötü dakikaları saymazsak okudukça Spinoza oluyor, hafifliyor, mutlu oluyordu. Okudukça, kendisi olmadıkça rahatlıyor, Spinozaymışçasına gülümsüyordu. Hafifçe, zarifçe, basitçe. Okumayı bırakınca, yeniden kendi olunca, tadı kaçıyordu.
“Neden bu kadar aptalım?” dedi.
Neden her şeyi anlamaya çalıştıkça dibe batıyordu, anlamaya çalışmak aptallık mıydı? Yoksa anlamaya çalışmayı bilmeyecek kadar mı aptaldı? O kadar aptal olamazdı. Eğer o kadar aptalsa tüm bunları nasıl düşünebildiğini düşündü.
Yoksa sandığının aksine aptallar da düşünebilir miydi? Aptallar da düşünebiliyorsa aptal olmak o kadar da berbat bir şey olmamalıydı çünkü düşünmek iyi bir şeydi, en azından öyle olmalıydı.
Madem yine düşünmeye başlamıştı ve madem aptal olduğunu kabul etmesine ramak kalmıştı düşünmeye devam etti.
“Acaba düşünmeyi mi bilmiyorum?”
Bu soru onu tedirgin etti çünkü cevabı hemen geldi aklına ve geldiği gibi de yok etti o dört harfi. Lanet cevabın aklına gelmesiyle gitmesi bir olmasına rağmen izi kaldı ve etkisi hâlâ üzerindeydi. “E-V-E-T”
Bu cevabı çarçabuk akıllıca değiştirmeli, yerine başka bir şey bulmalıydı. Hemen! Yoksa evet cevabı onu “APTAL” olmaktan uzaklaştıracak, sadece düşünmeyi bilmeyen biri yapacaktı. Bu, cehennemdi. Oysa o ilk defa işe yarar bir iş yapmış, üstelik bir sonuç elde etmişti. Açık, net, kocaman bir sonuç: Aptal olduğu sonucu.
Üstelik bu sonuçla barışmak üzereydi, çok az kalmıştı. Henüz kabul ettiği söylenemezdi. Bu sonucu tamamen, kesinkez kabul etmiş olsaydı kim bilir neler yapardı? Bir Aptallar Kulübü ya da Derneği falan kurup Pacman turnuvası bile düzenleyebilirdi. Derken kulüp gittikçe popüler olur, her geçen gün üyeleri artar, yeni oyunlar, yeni turnuvalar yapılır, sponsorlar bulunur, çöpe atılan eski bilgisayarlarla donatılan dev salonlarda dünyaca ünlü turnuvalar düzenlerlerdi. O da hayatı boyunca başına gelen en güzel sonucu yaşamış olur, Aptallar Kulübü’nün atari oyunları turnuvaları sayesinde dünyayı gezerdi. Süper!
Artık çok geçti. Cevap cevaptı ve dört harfliydi ve bazı soruların cevapları tekti.
İşte bu onlardandı. E-veeet! Düşünmeyi bilmiyorsun, yani aptal değilsin!
“Peki neyim?”
İşte yeni soru, o can sıkıcı kabus. Zaten süreç hep zor bir soruyla başlardı. Bir öncekinde tüm bunları düşünmemiş, vakit kaybetmeden Spinoza okumaya geri dönmüştü.
Oysa şimdi bir şey yapmak istiyordu, ilk defa gerçekten bir şey yapmak istiyordu. Engelleyemediği bir şekilde ikinci soru debelendi zihninde: NE?
Spinoza gibi basit düşünmeye çalışmaya karar verdi. Bu bile iyi bir başlangıçtı.
1. O bir insandı.
2. Bütün duyuları bildiği kadarıyla çalışıyordu.
3. Annesiyle babası, o çok küçükken bir şekilde ölmüştü. -Yalnız olmasına rağmen eliyle ağzını kapatarak güldü-
Beş yaşındaydı, bahardı, köyde kış için çalı çırpı toplanıyordu. Annesiyle babası sırtlarındaki çalı yığınlarıyla önden ağır ağır ilerliyordu, o da arkalarından.. Yamacından geçtikleri tepecikteki yoldan sırtı yük dolu bir eşek ve sahibi, annesiyle babasının üzerine düşmüştü. İkisi de oracıkta ölmüş, eşek ve sahibi ise sakat kalmıştı.
Ailesine dair hatırladığı tek anı buydu ve bunu anlatırken güldüğünü görenler uzun süre donmuş halde suratına bakardı. O da yapay bir öksürükle boğazını temizler ve dışlanmamak için ciddileşirdi.
Dışlanmak en iyi tanıdığı kavramdı. O, “olur olmaz yere gülen”di ve bu yüzden “gülünen”. İşte tam o an bir şeyi fark etti. Ona hep aptal olduğunu düşündürten buydu. Hayatı boyunca ciddi olamamış bir maymun, ailesinin ölümüne bile gülen gaddar bir deli, saygıyı hak etmeyen alelade biriydi.
Naniiiik!
Sorunun cevabını kolayca buldu. Üstelik fazla düşünmeden. Cevap ağzından çıkan bir sözcük değildi, çok daha basitti. Bir eylemdi cevap, basit bir eylem.
Güldü, güldü, güldü.