By Hucum Press | Mart 30, 2008 - 1:14 pm - Posted in Any Given Sunday

bakimercimek.jpg

yazan: nadas

Ah Baki ne yaptın!!!! Gümbür gümbür oynayan bir takımın önünü kestin. Şampiyonluk hayallerini ellerinden aldın. Sen olmasaydın Baki, ne güzel takım olacaktı şu Beşiktaş.

Sen gideceksin ve dertler bitecek.Keşke seni yuhalayanların gidebileceği bir dünyada yaşayabilseydik.Uzun uzun yazmanın bir manası yok.Yönetim ve Çarşı, el ele bir enkaz yaratırken, enkazın altında ezilen sen oldun.Fatura sana çıktı.Biletin hazır.Gidişin umut mevsimi olacak .Dişlerini geçirecek yeni bir kurban bulana dek birileri.

Beşiktaş bir enkazı andırıyorsa,bunda en az günahı olandır Baki Mercimek. Nokta.

İlk taşı günahsız olanınız atsın demişti ya uzun saçlı bir peygamber, en günahkarlar iri iri taşlarla ön sıradalar.Bir tuhaflık var. Mesele bir takımın halinden memnun olmamaksa bunun sorumluları ve adresi belli değil mi?

Hiç biriniz zenci değilsiniz.Gücün önünde eğilip, sessiz kalanlara zenci denildiğini kim görmüş?

By Hucum Press | Mart 16, 2008 - 10:48 am - Posted in Sex and The City

kasim-06-kadikoy-5edt.jpg

yazı: hücumpress
fotoğraf: şebnem uğural


Sen bana inanmadığın için baya bozuluyordum, bir şey de diyemiyordum, buna hakkım da yoktu. Geleceğine ihtimal vermediğim zamanlardı. Saatler geçiyordu. Yeni bir gömleğim vardı, sen geldiğinde giyecektim. Geleceğini söylemedin. Tren saatlerine baktım, yok. Otobüs şirketelerini aradım, onlarda da yer yok. Ellerim kollarım bağlı odama sığınmıştım. Sonra gömleğimin paketini açtım. Son bir yıldır elime almadığım ütüyü fişe taktım ve gömleğimi ütüledim. Kendime küçük bir valiz hazırladım, gidecektim, birkaç gün içinde hiçbir şey olmamış gibi geri dönecektim. 2007 yaklaşıyordu, az zaman kalmıştı. Seni tanıdığımda her geçen yılın bir öncekinden güzel olacağını düşünmüştüm. Olmuyordu sanki. Gitmem gerekiyordu, bu sefer kendim için gitmem gerekiyordu.

Gömleği giydim, temiz bir pantolon çıkardım dolaptan, onu da giydim. Saçlar da uzun o vakit, asabım da bozuk anlıyor musun… Çok ‘stil oldum’ anlayacağın. Evden çıkmaya hazırlandım. Önce Bursa’ya geçip oradan aktarma yapacaktım. Daha önce yapmıştım. Aynı zamanda ulaşacak olsam da evde değil yolda olmak rahatlatacaktı beni. Yalnızlığı sevmekle yollarda yalnızlığı hissetmek arasındaki derin farklılıkları genç yaşıma doyamadan anlamıştım. Rüşvet vermeyi, arazi olmayı, işten kaçmayı, yalan konuşmayı ve aynı zamanda kendimi kollamayı, yalnız başıma dimdik durmayı, onca pis hikâyenin arasında şizofrenik hayatlar kurmayı yollarda öğrendim de ondan. Yani en iyi bildiğim şey yollarda olmak. Ne oldu, neden oldu bilmiyorum bir mesaj geldi. ‘Kapı’ yazıyordu. Hızla güzel kıyafetlerimi çıkardım, eski eşofmanlarımı giydim, aklımdaki her şeyi bir anda sildim ve kapıyı açtım. Yavaş yavaş merdivenleri çıktın, ben de sana bakakaldım.Yemin olsun entellik olsun diye değil, vallahi Müslüm dinlemek istedim. Hatalarıma bir nilüferdin.

Çok sık değil, arada aynaya bakıyorum. Bazen solgun, bazen yorgun görüyorum. Boşver diyorum girdik bir yola. Ve dediğim gibi, en iyi bildiğim şey yolda olmak, gidiş yolundan aldığım notlarla matematikten geçmek…Seninleyken utanmadım ve biliyorum ki utandırmadım. Sen gidiş yolundan not vermedin, kaç defa sınıfta bıraktın. Etrafıma bir baktım, dedim; “İyi ki sınıfta kaldım.” Evet, kasten ve bilerek ben bu sınıfta kaldım.

Hayatımda ilk defa omzumu kaya gibi insanlara dayadım. Haşa, bir kere bile onlara güven duymadım. Yıkılsalardı birlikte yıkılacaktık, ben ona inandım.

Dün gece fena bir haber aldım. Bir minibüs devrilmiş, fena bir haber aldım. Onlar benim çocuklarım.

Görüyor musun? Ben omzuma çok yük aldım… Altında kalırsam da kalırım. İnanırsan sen de gidiş yoluna bakarsın. Biliyorum; sen zaten bakarsın.

“Bütün yollar kalbe götürür.” Ama herkesin kalbindeki “Merkez İstasyon”dur. Yollar yürümekle aşınmaz, birikir. Her adımda yeni bir şeyler birikir. Montevideo’nun sahillerinde içilecek bir sigaradır belki gidiş yolundaki formül. Buenos Aires feribotunun kıç tarafında gece vakti göğe dönmüş gözleri. Belki de bir Macar gemisiyle Tuna’da. Belki bir pasaportla belki binlercesiyle. Topladığında hiçbiriyle.
 

 

By Hucum Press | Mart 11, 2008 - 12:02 pm - Posted in Sex and The City

kedikoy.jpg

yazı ve görsel: hücumpress

Bu sabah Kadıköy’de hava çok güzeldi. Denizden tuz kokusu taşıyordu her nedendir bilinmez. Yollar yine kazılıyordu ama bu defa küfür etmedim, kabul ettim.

Başka bir yere doğru dönerken dünya, yol ayrımlarından yol ayrımı yaratan ‘yaradan’a inceden selamlarımı iletiyorum. ‘Yapma’ diyorum, hâlimi anlaması gerekiyor ilahî nedenlerle, anlamıyor da…

Birer bira içmenin peşindeyim. Herkesle, her birinizle… Konuştuklarım var, konuşacaklarım var. Dinleyesim de var üstelik. Çok gezesim var, çok. Çok yere gitmeye, bir çoğunu anlamaya ihtiyacım var. Sonra ayrımlardan kalanlarla yeni sohbetlere oturasım var. Mahremimde saklayacaklarım var.

Olmaz denenleri oldurmak kadar iyi hissettiren bir şey var mıdır hayatta bilmiyorum. Ne zaman güzel bir şeye heveslensem bana olmazlarını anlatanlarla yüzleşmeyi beklerdim. Göremediğim kısımları başka türlüymüş, insanı kendiyle uğraşmak durumunda bırakan fikirsizliği öğrendim. Merakla konu hakkında yeni bilgiler edinmenin gayretindeyim.

Ve artık biliyorum ki; hiçbir şey nafile sıfatıyla yürümüyor. Samimiyetle, sevgiyle, akılla ve tutkuyla akan su yolunu buluyor. Yoksa görmüyor musun, dünyanın her yerinde dereler kuruyor. Her akan su yolunu bulmuyor.

Denizlere, okyanuslara bakıyorum. Bir uçakla onları aşıyorum. Sonra bir motora atlıyorum. Her şeyi tekrar tekrar yazıyorum. Bir rüyadan uyanıyorum. Ama yeniden göreceğimi biliyorum.

Bu sabah bir kitap okudum. Kadıköy’de güneş ısıtmıyordu, rüzgar güzel esiyordu.

By Hucum Press | Mart 7, 2008 - 2:20 pm - Posted in Any Given Sunday

zico.jpg

yazan: nadas

Zico’nun hakkını verin artık ve özür dileyerek elbette.Baskılı futbol, zamanlamalı koşudan başkasına futbol demeyenlerin, pivot santrforları oyunun olmazsa olmazı sayanların artık özür dilemesi gerekiyor.Fenerbahçe, Türk futbol ideolojisi diyebileceğimiz dalgaya karşı yürürken ve üst seviyede futbol oynaraken ısrarla şanstan başka kelime bulamayanların özür dilemesi gerekiyor.

Zico,Alex,Lugano,Deivid-onlardan çok var bu topraklarda!!!!- Türk basının neredeyse tamamının işlerini nasıl yaptıklarını kendilerine sormaları gerektiğini gösterdi bu adamlar.Sormalarını bekliyorum.

Alex’in avrupada bir takımda oynayıp oynayamayacağını soranların, kendilerinin avrupada hangi televiyonda ya da hangi gazetede iş bulabileceklerini sormalarını bekliyorum.

Takımlarımızın istikrarsızlığı diye ezbere konuşan adamların, bunun imkanını en çok kendilerinin yarattığını itiraf etmelerini bekliyorum. Alex, Fenerbahçe taraftarı için bir hayranlık figürü olmalıyken ,yetersizle başlayan sıfatlarla yargılayanların, olmasada olur diyerek yuhlatanların özür dilemesini bekliyorum.Şampiyonlar liginde oynadığı maçlarda, neredeyse pozisyon vermeden, bir İtalyan takımı sağlamlığında oynayan bir takımın, bu hale gelmesinde Zico’nun hakkının verilmesini bekliyorum.Yapmayacaklar biliyorum.

Beklemek iyidir. Aklımız tutulmaz benzemeyiz onlara, oyunun ve insanın hallerinde dağılıp görmeye ruhumuz olur.


By Hucum Press | Mart 6, 2008 - 11:54 am - Posted in Any Given Sunday

fener.jpg

yazan: İslâm Çupi

Türkiye’de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı, başarılı ve ilkse bu ülkede her şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, parakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler fuldur. Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz…