
yazı: hücumpress
fotoğraf: şebnem uğural
Sen bana inanmadığın için baya bozuluyordum, bir şey de diyemiyordum, buna hakkım da yoktu. Geleceğine ihtimal vermediğim zamanlardı. Saatler geçiyordu. Yeni bir gömleğim vardı, sen geldiğinde giyecektim. Geleceğini söylemedin. Tren saatlerine baktım, yok. Otobüs şirketelerini aradım, onlarda da yer yok. Ellerim kollarım bağlı odama sığınmıştım. Sonra gömleğimin paketini açtım. Son bir yıldır elime almadığım ütüyü fişe taktım ve gömleğimi ütüledim. Kendime küçük bir valiz hazırladım, gidecektim, birkaç gün içinde hiçbir şey olmamış gibi geri dönecektim. 2007 yaklaşıyordu, az zaman kalmıştı. Seni tanıdığımda her geçen yılın bir öncekinden güzel olacağını düşünmüştüm. Olmuyordu sanki. Gitmem gerekiyordu, bu sefer kendim için gitmem gerekiyordu.
Gömleği giydim, temiz bir pantolon çıkardım dolaptan, onu da giydim. Saçlar da uzun o vakit, asabım da bozuk anlıyor musun… Çok ‘stil oldum’ anlayacağın. Evden çıkmaya hazırlandım. Önce Bursa’ya geçip oradan aktarma yapacaktım. Daha önce yapmıştım. Aynı zamanda ulaşacak olsam da evde değil yolda olmak rahatlatacaktı beni. Yalnızlığı sevmekle yollarda yalnızlığı hissetmek arasındaki derin farklılıkları genç yaşıma doyamadan anlamıştım. Rüşvet vermeyi, arazi olmayı, işten kaçmayı, yalan konuşmayı ve aynı zamanda kendimi kollamayı, yalnız başıma dimdik durmayı, onca pis hikâyenin arasında şizofrenik hayatlar kurmayı yollarda öğrendim de ondan. Yani en iyi bildiğim şey yollarda olmak. Ne oldu, neden oldu bilmiyorum bir mesaj geldi. ‘Kapı’ yazıyordu. Hızla güzel kıyafetlerimi çıkardım, eski eşofmanlarımı giydim, aklımdaki her şeyi bir anda sildim ve kapıyı açtım. Yavaş yavaş merdivenleri çıktın, ben de sana bakakaldım.Yemin olsun entellik olsun diye değil, vallahi Müslüm dinlemek istedim. Hatalarıma bir nilüferdin.
Çok sık değil, arada aynaya bakıyorum. Bazen solgun, bazen yorgun görüyorum. Boşver diyorum girdik bir yola. Ve dediğim gibi, en iyi bildiğim şey yolda olmak, gidiş yolundan aldığım notlarla matematikten geçmek…Seninleyken utanmadım ve biliyorum ki utandırmadım. Sen gidiş yolundan not vermedin, kaç defa sınıfta bıraktın. Etrafıma bir baktım, dedim; “İyi ki sınıfta kaldım.” Evet, kasten ve bilerek ben bu sınıfta kaldım.
Hayatımda ilk defa omzumu kaya gibi insanlara dayadım. Haşa, bir kere bile onlara güven duymadım. Yıkılsalardı birlikte yıkılacaktık, ben ona inandım.
Dün gece fena bir haber aldım. Bir minibüs devrilmiş, fena bir haber aldım. Onlar benim çocuklarım.
Görüyor musun? Ben omzuma çok yük aldım… Altında kalırsam da kalırım. İnanırsan sen de gidiş yoluna bakarsın. Biliyorum; sen zaten bakarsın.
“Bütün yollar kalbe götürür.” Ama herkesin kalbindeki “Merkez İstasyon”dur. Yollar yürümekle aşınmaz, birikir. Her adımda yeni bir şeyler birikir. Montevideo’nun sahillerinde içilecek bir sigaradır belki gidiş yolundaki formül. Buenos Aires feribotunun kıç tarafında gece vakti göğe dönmüş gözleri. Belki de bir Macar gemisiyle Tuna’da. Belki bir pasaportla belki binlercesiyle. Topladığında hiçbiriyle.