
yazı-fotoğraf: hücumpress
Memleketçek bir haller içinde vaziyetimiz. İnsan sağını solunu kapatmak zorunda kalıyor. Geriye de pek kimse kalmıyor. AKP (akağpeğ diye okunur), iktidara geldiğinde hatırlıyor musunuz, nasıl da Avrupa Birliği şarkıları söylüyordu herkes. Nasıl da unuttuk gitti değil mi? Solculuk nasıl olduysa bir takım faşist grupların eline geçebildiyse, demokratlık da dini bütün liberallerin eline geçti. Demokratlık da elden gitti yani. Oysa 12 Eylül’den sonra bir çok insan demokrasiye bile tav olmuştu.
Nasıl daha önce ışıklar yanıp söndüyse, 28 Şubat’lar yaşandıysa, Susurluk’lar alenen meydana çıktıysa, Demirel iki anahtar vaat ettiyse, evet-hayır referandumları yaşandıysa, şimdi de Ulusalcı-Liberal çekişmesi yaşanıyor. Ve evet… Birkaç yıla kalmaz bu da unutulacak. Geriye sadece umudunu biraz daha yitirmiş bir toplum kalacak. Umudu yitirmek iyice içselleşecek, bir dipsiz kuyu gibi her an biraz daha karanlıklaşacak. Siyah, daha siyah olacak. Siyah tüm renkleri yutacak.
Mektuplar yazıyorum son zamanlarda, içinde memleketin ahvalinden hiç söz etmediğim mektuplar. Makro, mikrolardan oluşur, mikrolar makroları vücuda getirir. Hayat böyledir. Zıtlar birbirinin varlığını onaylar. Ve lâkin geriye azınlığın gayrıresmî tarihi kalır. Zevkle gittiğiniz bir maçta, heyecanla beklediğiniz bir grubun konserinde, kısa bir denizkıyısı tatilinde makronun yansımaları mikro mikro gözünüze kaçar. Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
Özgürlükler ortak bir talep haline gelmediği sürece de bu işler böyle gider.
Ezildiklerini bildiğimiz için yanında saf tuttuğumuz Kürtler, tahakkümün aktif üyesi olmaya çalışır, ‘Ah şu çılgın Türkler’ memleketi elden kaçırmamak için komplo teorileri üretir. Ne mazlumun mazlumluğu, ne zalimliğin zalimliği kalır geriye.
Oturursun kendi başına kayalıkların üzerine, yalnızlığını anlarsın. Ayrılmalar da çoğalmalar da aynı kapıya çıkar. Zaafiyete zaaf göstermektir bunun adı. Yoktur ilacı, ağır beladır iktidar hastalığı.
Bu hastalığın semptomları iş yerinde, bilgisayar başında, okuldaki sırada, sevdiğin kişinin yanında küçük iktidar savaşçıklarıyla kendini gösterir. Silah bırakmak en istenmeyen yöntemdir. Silahlar indiğinde iktidar anlamını baştan aşağı yitirir. İndirin silahları. Sevdiklerinizi, akranlarınızı, komşularınızı, hiç sevemediklerinizi de tabii, yönetmeyin, yönetmeye kalkışmayın. Kimse vazgeçilmez değildir, herkesin yeri dolar.
Eğer ıssız bir köşede kalmak bu kavganın dışında kalmaya yetecekse, gözleri karşıya dikip kuytuya geçmek gerekir gibi geliyor bana. Kuytunun kuvveti de görüş açısı da güçlüdür.



