
yazı: hücumpress
fotoğraf: üstün kaya
TEM otoyolunda günler tüketmenin ne demek olduğunu, bu yolda dura kalka her ilerleyişinde yeniden öğrenmek mümkün. Başka bir dünya da tabii ki mümkün. Ancak her iki duruma da tam anlamıyla inanmak oldukça zor. O yüzden her zaman en olası durum ve reelde karşılaşılan hâller arafta kalmakla ilgilidir.
Arafta kalmak aslında düşünüldüğü kadar rezil bir şey değil. Daha önce burada kalmak için defalarca başvuruda bulunmuş biri olarak başvurunun defalarca kabul görmesi, bir dünya hâlidir. Her ne kadar aksi daha fazla düşünülse de insanların bir kısmı cennette, bir kısmı cehennemde yer alır. Arafta kalan, yalnızlıklar içinde yalnızdır.
Önce söze girişir ve bir şeyler anlatmaya başlarsın. Ne kadar anlatsan da olmaz, oldu sansan da olmaz. Bu defa tamam desen de yanılırsın. Yanılmakta haklısın, nitekim anılar yalnızca yalnız olanın elinde kalır. Yalnızlık, karanlık ve uzun bir yoldur. Ancak aydınlık ve kısa yollar son derece tatsız, aynı zamanda da anlaşılmazdır.
***
Afyon ayrımından güneye doğru ilerlerlediğini söyleyen birinin anlattıklarının yaz aylarına ait olduğunu düşünmekten doğal bir şey olamaz. Ancak sözünü ettiğim yol, 2006 yılının şubat ayında kat ediliyorsa, gizli buzlanma tehlikesi vardır. Gizli buzlanma yürek burkan bir durumdur. O yol üzerinde hızla gittiğin zaman, en olası sonuç takla atmak suretiyle şarampole yuvarlanmak olarak kabul edilebilir.
Eğer tanrı katında değil de araf katında kıymet sahibiysen bir kamyonun arkasından yavaş yavaş gitmenin doğruluğuna inanmışsın demektir.
***
Sabaha karşı Denizli’ye ulaşmıştım. Kollarım ve bacaklarım saatlerdir yollarda olmaktan dolayı gerim gerim gerilmiş vaziyetteydi. Denizli Havaalanı olarak lanse edilen ama Denizli’ye 63 km. mesafede bulunan uçak ve yolcu indirme pistine araçla ulaştım. Siyah panelvanın sürücü kapısını açıp aşağı indim. Hemen sigaraya sarıldım. Hava yeni ağardığından, yakındaki ağacın altına geçtim. Ayaklarımı uzattığımda daha yeni yaktığım sigaramın tükendiğini fark etmiştim. Çantamdaki Nescafe Express’i çıkarıp, ikinci sigaramı yaktım. Çok sıkıcıydı. O kadar saat yalnız yolculuk yaptıktan sonra bir de inecek uçağı bekliyor olmak ve yaklaşık bir saat sonra tekrar direksiyona geçeceğimi bilmek bugünü benim için başlamadan bitiriyordu. Uçak geldi, yaşlı futbolcu eskisiyle buluştuk. Arabaya biner binmez kendisi uykuya daldı, yaktığım yeni sigarayla bir buçuk saat önce açmış olduğum sigara paketimi yarıya indirmiş oldum.
***
Pamukkale’nin Doğan görünümlü Şahin tadındaki otellerinden birine yerleştikten sonra, çevre köylerden birine yönelip sıkı bir kahvaltı yaptık. Daha sonra Denizli’ye gidip, 12 maç birden izledik. Yaşlı kurt beni sürekli notlar tutmam için uyarıyordu. Ben de “Abi bi siktir git” diyordum. Yüzünü buruşturuyor, 8 yerinden ameliyatlı iki bacağının eğriliğiyle ayağa kalkıyor, arada bir genç futbolcuları uyarıyordu. Ben de onu çocuklara küfür etmemesi yönünde uyarıyordum. Bana dönüp “Ya bi siktir git” diyordu her defasında. İyi anlaşıyorduk. Ben profesördüm onun gözünde, oysa doktordu.
***
Gece Pamukkale’nin çevresindeki tepelerden birine çıktık. 12 kutu bira, 2 şişe de şarap aldık. Uzun uzun sohbet ettik, içkileri bitirirken yağmur yağmaya başladı. “Kalkalım mı profesör” dedi. “Ne kalkçaz be abi” dedim. Kalkmadık. Bana hikayesini anlattı. Yağmuru, çamuru, tozu, toprağı anlattı. Anlattıklarının üzerinden çok zaman geçmişti. Benim anlatacaklarımsa o kadar ilginç değildi. Ben işin profesörüydüm, o doktordu. O gelince herkes açılıyordu. Şimdi size o gece bana anlattığı, son sevgilisinden söz etmek istiyorum. Daha doğrusu hatırladığım kadarıyla bana anlattıklarını aktarmak istiyorum.
***
“Profesör, bak sana sevgilimi anlatayım. Ben 52 yaşımdayım, o 23 yaşımda. Tanışalı çok zaman olmadı aslına bakarsan. Geçenlerde böyle romantik bir ortam yarattım, annadın mı? Balıktır, şaraptır, açık hava. Anamı siksinler, ortam şahane. İnanmıyorsun di mi? Ne inancan, ben bile zor inanıyorum. Neyse işte, bana karımı, yani ayrıldığım karımı sordu. Çocuklarımı sordu, kimdir kimlerdir diye. Karımı çoktan unuttuğumu söyledim. Bir oğlum olduğunu ve onun da 17 yaşında olduğunu söyledim. Biraz eksik anlattım. Karımı ara ara hatırlıyorum, bazen iyi bazen kötü hatırlıyorum. Olmazdı zaten biliyorum. Evlendik, ikimiz de eşeklik ettik. Ama benim bir de kızım var. O da 23 yaşında. Onu diyemedim. Zoruma gitti. Ya arkadaş olmaya kalkarlarsa dedim. Sonra kaçıp buraya geldim. İyi oldu, bir rahat ettim.”



