
yazı: hücumpress
Şişli’de akşam saatleriydi, kravat taktığım zamanlardı. Yaka paça dağılmış, koştura koştura eve gelmiştim. Çok terledim, trafikten yıldım ama şimdi devir değişecekti. Hızlı bir duşun ardından, hızlıca iki bira içip ormana doğru koşturduk. Ormanın içinde ışıklı bir platform hazırlanmıştı ve dedeler çalıyordu: “Smoke on the water, fire in the sky!”
***
Sıcak bir temmuz günü daha. Cep telefonuma alışveriş yaptığım yerlerden, kaldığım otellerden kısa mesajlar geliyor. Belli ki bugün ekstra mesaim var. Ben de bir telefon açtım oysa. Kadıköy’e gölgelerin ineceği saatleri bekliyorum, bekliyorum ki; Arnavut kaldırımlı sokaklardan, bir yerlere çıkan yolda, neden önemli maç niçin önemli maç diye bağırayım… Ve tabii ki kafam çok güzel, dünya çok güzel, Fenerbahçe hepsinden güzel olsun istiyorum. Her şeye ve herkese rağmen… Herkesten önce ve herkesten sonra olacak olanla güzel bir gece, sarı-lacivert düşlerle büyük büyük senelere.
***
Heyecanlar tükenmiyor tabii, çok giden oldu, çok da gidecek var bu sene. Gidenlerin ardından bakmamak için yeniye dönerek yüzü, artık yaz bitsin demek geliyor içimden sürekli. Bu şehre sonbahar daha çok yakışıyor. Geçenlerde bir yağmur yağdı, ne güzel oldu İstanbul. Belki bu sonbahar yine güzel olur.
***
Albert Camus’ye çok selam. Uzun zamandır ihmâl etmiştik birbirimizi. Görüşünce tekrar hatırladık eski güzel günleri. Tekrar yeniledik birbirimizi. Sıcağı, çorağı ve sıradanları oturup yeniden konuştuk. Medeniyet dediğin tek gözü kalmış, küçük, duman rengi bir canavar. Değil mi Albert amca.
***
“Ben sana küsüm aslında haberin yok!\Koyup gittiğin yerde kötülük çok”
This entry was posted on Çarşamba, Temmuz 23rd, 2008 at 14:30 and is filed under Sex and The City. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
ne güzel yaşlardasın ve bu gencecik halinle ne çok tecrüben, olgunluğun var imrendiğim
seni tanımaktan çok memnunum genç arkadaşım, herşey gönlünce olsun