By Hucum Press | Mayıs 24, 2008 - 10:00 pm - Posted in Pulp Fiction

akilfikir.jpg

yazı-fotoğraf: hücumpress

Bir cuma günü evimin hemen yan tarafındaki binadaydım. Dışarıdan sesler geliyordu, balkona çıkıp baktım, gündüz, melek ve bizim çocuklar gür sesle bağırıyor: “Yan taraf yan taraf, sesin çıksın yan taraf!” Ellerimi onlarla beraber çarparak gülümsedim.

Muhasebesiz geçmeyen günlere, dönemsel raporlar eklendi. Son toplamda kârlılık göstermiştik bu defa, kazık yemedik bile diyebilirdik. Hemen binadan çıktım ve arkadaşlarımın yanına gittim. Alem bir sohbetin içine düştüm. Güldük söyledik ama hiç kederlenmedik. Gün, geceye döndü, gece sabaha. Hiçbir şey değişmemiş gibi güne erken başladım. Gazeteleri sıkıca bir okuduktan sonra Kadıköy’ün Arnavut kaldırımlı sokaklarından, Fenerbahçe Stadı’na doğru yollandım. Joseph’la buluştuk, köfte yedik, istasyona gittik ve dahi bize yakışan bir şekilde evlerimize dağıldık.

Gece Kadıköy “Ufkumdaki güneş gibi, içimdeki nefes gibi”ydi. Ve hâlâ hayattan zevk alabiliyor olmak, inadına savuracak kahkahamın olmasından söz ediyorum. Yıkmadan yıkılmadan “Durmak yok yola devam.”

Mahallenin içlerine yolculuk

Hatıratı açıyorum, gece vakti eski mahallemdeki görüntüme bakıyorum. Caddenin ters tarafından, arka sokaktaki Gülüm Benim Kıraathanesi’ne giriyorum. Arkadaşlar oturuyor, Halil elindeki desteyi karmaktan helâk olmuş. Hemen king destesi dağıtılıyor, tabela çoktan çizilmiş, çok geç kalmışım, herkes bana kızgın. Gündüz mallarını şehre satmaya gelen kasabalılar şehirde olmanın konforunu Gülüm Benim Kıraathanesi’ne gelerek yaşıyor. Saat geç olmuş, çoğu geri dönmüş. Kalan iki masa kumar mahalinde, bu gece biteceğe benzemiyor.

Boğaza çektim ipleri

Deniz kenarına inmişiz bir ara. Etraftakiler dağılmış, bambaşka insanlara karışmışım. Çıplak ampulün altında Altınbaş’lar açılmış, çay bardağındaki rakının şirazesi çoktan kaymış. Bir hadise var ortada dönen. Gözlerim karşı kıyıya dalmış. Şimdi hatırlıyorum; boğazın karşı kıyısındaki iki tepeden ip çekip üzerine bayrak asmışlar. Vay anasına. Mevzuya gel. Sıramızın gelmesini bekliyoruz, geçen ikinci gemi fena dalga yapıyor. Geç saatlere kadar beklemiştim, gemi boğaza gelmemişti.

Kadıköy’de bir sabah vakti

Yeşil çantamla yeşil hata doğru ilerliyorum. İskeleden çarşıya doğru hızlı adımlarla geliyorum. “Şehremaneti” tabelasından sola doğru ilerliyorum, ilk Sturbucks’tan sağa dönüyorum. Bir süpermarkete giriyorum, dükkânın sonuna kadar ilerliyorum. Şarküteri rafının yanına gidiyorum, raflarda kendimi görüyorum. Geriye dönüp kapıya bakıyorum. Bir faks sesiyle irkiliyorum. İşe uykulu gelmişim, 5 dakikalığına içim geçmiş. Ekrana bakıp, klavyeye basıyorum. Armut’un A’sıyla işe başlıyorum. Ve çarrrrkıfelek dönüyor, biliyorum.

This entry was posted on Cumartesi, Mayıs 24th, 2008 at 22:00 and is filed under Pulp Fiction. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Comment

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.