yazı-fotoğraf: she cries
Buraya geleli 10 gün oluyor. Zaman çok hızlı geçiyor. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum. Hiçbir şey yapmaya vaktim kalmıyor. Geçen gün şüphelendim, türk saatini yanıma koydum inceledim aynı zamanda mı dakika değiştiriyorlar diye. Biliyorum çok saçma ama cidden kuşkuya düştüm. Neyse şimdi kısa özetim için hazır olun ve dikkatlice okuyun, arada sınav yapacağım.
Geldiğimden beri pek ağlamadım ama benim dışımda, kaldığım yurttaki herkes odasından gözleri şiş çıkıyor, dayanıklı çıktım, belki sonradan gelir bana da. Ama kendimi özellikle duygusal müziklerden, yazılardan falan uzak tutuyorum.
Kuzenim Oğuz çok komik bir insan, geçen de telefon kartım için Türkiye’yi aradığında kodlama yaparken c yi cacık, r yi rakı, s yi simit diye kodladı, çok özlemiş Türkiye’yi. Arabayı nereye koysak polis gelip ceza yazıyor, 200 dolarlık ceza yedik en sonunda polisi kandırmak için sabah yediğimiz cezayı cama sıkıştırdık, döndüğümüzde camın diğer tarafında yeni bir ceza vardı. Oğuz bugun ayrılıp kendi evine, Washington’a döndü, beni bırakırken ağlamaya başladı.
Kaldığım yurt bir Yahudi yurdu. Oda arkadaşım Teksas’lı Şükran. Adı Grace olduğu için kendisine Şükran ismini uygun gördüm. Annesi Meksikali babası İtalyan. Sigara içmiyor ve biraz aptal “America is too conservative, but i am very liberal; for example I had sex with my ex” cumlesi kendisine ait. Ve iki sene önce gittikleri okul partisinde arkadaşlarıyla nasıl eğlendiğini anlatacak kadar asosyal biraz ama en azından Bush’u sevmiyor. O evde yokken gizli gizli sigara içiyorum. Çok fazla konuştuğu ve sabahları çok neşeli uyandığı için ona ekstradan kıl oluyorum. Kimseyle fazla konuşmuyordum, dün bi çenem açıldı, Grace “benimle konuştuğun için onur duydum” dedi nasıl bi izlenim verdiysem kıza artık.
Kendisinin Amerika’nın ona cok iyi yaşam koşulları sunduğunu düşünüyor olması ayrıca garip çünkü hayatını tehlikeye atan bir böbrek taşı hastalığı var, ancak bunun için dört senedir doktora gidemiyor çünkü burda doktorlar acayip pahali ve doktora gidebilmek için şu an sağlık sigortası veren bir yerde çalışıyor. Dedim ki, “bizde koşulları kötü olsa da devlet hastaneleri var kimse parasız olduğu için dışarı atılmaz”, reklam yaptım “vaay” dedi. Amerika’da hastaneye yatıp paranı ödeyemezsen neyin varsa iş sigortası ev araba kredi kartı her şeyine el koyuluyormuş.
Bunun dışında sevgili Amerikalı arkadaşım John Lennon’ı tanımıyor. Burada her yerde koreliler, japonlar ve çinliler var ama en çok koreli var hepsi heroes’daki hiro’nun aynısı.
Bizim katta her gün birisi yemek yapıyor ama ben yapamayacağım için onların yemeğinden de yemiyorum. Bu akşam koreli bir kızın sırasıydı garip yemekler yapıp bana da verdi, iğrençti.
Dün yurtta aşağı kata iniyorduk bir de baktım yaşlı bir amca 90’larında yurt gençlerine film gecesi düzenlemiş, kolalar cipsler falan almış, ama kimse gelmemiş filme bakıyordu öyle tek başına birden içim çok burkuldu ağlamaya başladım. Grace anlam veremedi dedene mi benzettin falan dedi. Sonra içeri girip onla film izledik. Amca çok sevindi bize kola verdi.
Columbia Üniversitesi gerçekten muhteşem. Koskocaman bir arazide Harlem’de. Yemyeşil, ağaçlarda bir sürü sincaplar var ve birbirlerini kovalayıp duruyorlar, binalar ve kütüphane de gerçekten başarılı. Bugün, dün girdiğim sınavın sonucunu aldım sekiz level var, sekiz en üst level ben altıncı olmuşum. Bu başarıyı asyalıların korkunç ingilizcelerine bağlıyorum. Sonra sınıfa girdim bir de ne göreyim 18 kişiyiz, 14 ‘ü koreli, bir japon, bir çinli ve iki türk.
Sınıfta herkes kendine istediği adı takabiliyor ama değiştirmemek suretiyle. Bir koreli çocuk kendine Hiro dedi çok güldüm. Hocamız sevimli bir kadın. Ben bugün bi Koreliyle grup olarak çalıştım, o da iyi bir çocuktu şehrini anlattı. Bütün Asyalılar son derece terbiyeli ve hiç edepsiz değiller hehehe! Hoca sınıftan çıkmadan toparlanmaya başlamıyorlar mesela.
Bu arada bugun metroda çok kötü bir olay yaşadım. Çok kalabalıktı. Siyah yaşlı bir kadınla beyaz bir kadın yan yana oturuyodu ama aralarında sığabileceğim kadar, biraz boşluk vardı ben de siyah kadına “oturabilir miyim” dedim kadın “sorry” dedi ve kalkıp bana bıraktı yerini ve ayakta durdu. Eskiden beyazlar varsa zenciler ayakta durmak zorundaydı ya sanki öyle anladı gibime geldi ve sanırım öyle anladı. Yerin dibine geçtim ama bir şey de diyemedim, bütün zenciler bana kötü kötü baktılar. İlk durakta indim.
Bunlar dışında sürekli abuk sabuk şeyler alıp duruyorum ve anlamadığım ingilizce
kitapları okumaya çalışıyorum.
Şu ana kadar Amerika hakkında öğrendiğim en saçma şeyler ve diğer çıkarımlarım şunlar:
Yurtdışındayken amerikalılar kendilerine kanadalı diyorlarmış güvenlik için, Amerikalıları kimse sevmiyor ya.
Eğer 1 mertre yakınında insanların oturduğu bir yere açılan duvar varsa sigara içemiyorsun, çıldırıcam. Hiçbir restorantın bahçesinde sigara içilmiyor.
Sokakta içki içmek yasak olduğu gibi kapalı içki şişesi taşımak bile yasak, bakkaldan bira alıp eve gidemezsin illa içini göstermeyen torbalara koymak zorundasın. Biz de olsa şeriat geldi diye bağırmaya başlarız.
Metrolar feci derecede sıcak rutubetli iğrenç pis, metroların içi klimalı ama bekleme yerlerinde gercekten cok rahat fenalık geçirilebilir, binlerce insan aynı anda o istasyonlara giriyor.
Telefon ederken karşı taraf telefonu açmadan daha para yazmaya başlıyor.
İnsanlar yapmacık, fazla samimi çok yüzeysel.
TV de Irak Savaşı oldukça çok konuşuluyor. Muhalifler çoğunlukta. Bush’u seven kimseye rastlamadım henüz.
Taksiler bahşiş alıyor, ben vermem dedim kendi kendime. Vermeden iniyordum ki adam istedi yüzsüz ben de “aa what is a tip?” dedim hehehe.
Yolda insanlar yanına gelip konuşmaya başlıyorlar, anlamadığım şeyler anlatıyorlar, sorular soruyorlar uzun uzun sonra gidiyorlar. Bir kadın gelip reenkarnasyon çin min bir şeyler anlattı, toplumca delirmiş olduklarını düşünüyorum.
Hybrid denilen bir araba türü var burda elektirikle çalışıyor. Çok az benzin koyuyorsun elektirik üretiyor, baya bir yaygın. İlginç.
Yemek porsiyonları inanılmaz büyük, her şey cok büyük süpermarketlerde bile cipsler sütler vs her şey bizimkinin iki katı kadar insanın yiyesi gelmiyor.
Facebook accountları bile gizli burda çalışanların çünkü her şey kontrol ediliyor işveren tarafından ve mesela facebookta uygunsuz bir resim ya da yazı görürlerse bu kovulma nedeni olabiliyormuş. Çok sıkıcı.
Gayet ucuza manikürcüler buldum.
Bilgisayarlar yarı fiyata.
Herkes kurallara uyuyor.
Ülkemizin kural tanımaz insanları buraya bin basar.
This entry was posted on Cuma, Eylül 5th, 2008 at 23:59 and is filed under Sex and The City. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
ordaymışım gibi hissettim , güldüm üzüldüm