yazı: hücumpress
Bu hikayede anlatılanların gerçek olması mümkün müdür yahu? Yok canım!
A.A. bıyıkları yeni terlemeye başlamış bir gençken, o bıyıkların otoriter bir el tarafından çekiştirilmesiyle, kendini dünyayı değiştirecek bir şovalye olarak görecek bir şizofreni hastasına dönüşür. Şimdi size onun öyküsünü anlatacağım.
Bir aile geleneği olarak yazıyla çiziyle yakın ilişki kuran A.A. küçük yaşta dünyanın kurallarıyla barışır. Askeri idare dönemi öncesinde sesi soluğu çıkmayan A.A. Türkiye’nin liberal patlama yaptığı 80’li yıllarda iyi bir çıkış yakalar. Özellikle Türkiye’nin ilk özel televizyonunda asık suratına, iki elle tutulmuş bir ince tükenmez kalem eklediği jestlerin, konuştukları ve sorduklarının anlamlarını beşe katladığını düşündüğü bir politik sıkıştırma programı yapar. Tanınırlığı zaten yüksek olan A.A. şöhret basamaklarında da hızlı bir tırmanış yaşamaya başlar.
Liberalizmin kavanoz diplerinde gezen A.A. kadınlara da pek düşkün bir insandır. Yeri geldiğinde sıra dışı olmak adına öyle köşe yazıları yazar ki; bir kadınla 100 dolar değerinde bir sevişme yaşamaya övgüler düzmek son derece olağan bir tavırdır.
Sonra bakar görür ki; bu gazetecilik, köşe yazarlığı iş değil. Şatosuna çıkıp roman yazarı olmaya karar verir. Dönemdaşları ülkeye Nobel getirirken, A.A.’nın fotoğrafları üzerine “Best seller” damgaları iner. Eh, o etiketleri yapıştıranlar da haksız sayılmaz. Bir liberal tabii ki “En çok satan”dır. 1 milyon defa satar, yanlış anlamayın satan romanlar.
Bu sırada ülkenin en büyük medya kartelinin amiral gemisinde pazar yazıları yazmayı da sürdürür. Romanlarında “aşkı en iyi anlatan” yazar olduğunu gösteren A.A. , “içinde insana dokunan bir şeyler” olan pazar yazılarıyla hayranlarına hayran katar. Bir kardelen gibidir.
Fakat artık beyaz sakallara karışmış bıyıklar yeniden kaşınmaya başlar. Kaşıntı bu; akla girince aklından başka bir şey geçmemeye başlar. A.A. ülke medyasının tanışmadığı tuhaflıkları insanların huzuruna çıkaracak olan Sahaf gazetesini, sahaf bir ortakla beraber piyasaya sürer. AAAAAA… Bir bakarız A.A. eski iş yerinin en büyük düşmanı olmuş. İkitelli’nin yüksek medya kulelerinin savunulacak bir yanı yoktur. A.A. o boş kaleye nereden vursa gol olur.
Bağımsız gazetecilik kolay değil. Çat kapı gelir insanlar ve A.A.’nın sandviçini yemesinden daha önemli bir şeyler olabileceğini anlatmaya başlar. Hem de onun bir şovalye olduğunu hiçe sayarak. Bu ne densizlik. Şovalyemiz büyük bir iş çıkardığına ve cesaret örneği sergilediğine o kadar inanır ki; “kareli ceketli 70’lerden kalma genel yayın yönetmeni” pozlarına bürünüp, İS-Tİ-YO-RUM diye bağrınmaya başlar her yerde.
Sürekli ister, sürekli ister. Bir liberalin isteyebileceği her şeyi ister. Siyasi rant, yemyeşil kağıt parçaları, 52 yıldızlı hegemonya… Her şeyi ister. Bir kavanoz dışkının savunmasına rahatça beyaz sayfalar açar.
Bıyığın kaşıntısının ne zaman geçeceğini ve bu dönemde yaşadığı “tirajı komik” hastalığı önümüzdeki hafta Seattle muhabirimiz bildirecek. Hastalığın adı: İrini etrafa saçılan Genç Siğiller!



