
yazı: hücumpress
fotoğraf: ali güler
Yaz münasebetiyle hava çabuk kararmamak için direniyor. Giyimli kuşamlı dostlar kapıda dikilmiş bekliyor. Çok zaman geçti, çok yıllar geride kaldı. Hep beraber güvenlik kontrolünden geçip balo salonuna doğru ilerliyoruz. Aynı masaya oturuyor ve birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Sharon’la 10 yıldır ilk defa karşılaşıyoruz. Çoktan evlenmiş, siması çok değişmiş. Başta bir yabancılar gibi oluyoruz ama çabuk atlatıyoruz. Harbiye’de oturmuş Eskişehir’de olan bitenleri konuşmaya başlıyoruz. Kameralarımızı çok geriye çeviriyoruz. Turşu suyu bahsi açılıyor, yeni bir yer tarif ediyorum. “İstanbul’da daha iyisini yapıyorlar” diyorum, gülüşüyoruz.
***
Başka meseleleri de konuşuyoruz. Başka insanlarla da konuşuyoruz. Çok güzel fotoğraflar izliyoruz. Cıvıtmak da istiyorum biraz ama olmuyor. Üzgünüm de bir yandan. Üzgün de değil ya tam olarak, üzüntülüyüm. Bir süre böyle olacak ama ne yapalım… Zaman geçiyor…
Son zamanlardan söz ediyorum, Moda’dan, deniz otobüslü, gazeteli sabahlardan söz ediyorum. Bu aralar memleketin hâline pek düştüm, ben de biliyorum. Safları da planları da sıklaştırmışlar, ben de bir takım tasarılar oluşturmaya çalışıyorum. Ama benimkiler öyle milletin hayatını berbat etmek, insanlara dünyayı zehir etmek üzere değil.
Uzaklaşmak istediğimi biliyorum. Uzak bir yere gidebileceğimi biliyorum. Kanlı mı olacak kansız mı onu bilmiyorum.
***
Galata’dan Karaköy’e doğru iniyorum. Yıldıray’la karşılaşıyoruz, kulağımda kulaklıklar var. Kulaklıkları çıkarınca Yıldıray yolda yürürken radyo dinlemenin ne kadar güzel olduğundan söz ediyor. “Ne çalarsa çalsın dinliyorum” diyor. Ben mp3lerimi dinliyorum, aman ne söyleyip de uğraşacağım “Ama radyolar iyidir” diyor ve buradan da uzuyorum.
Vapura da binmek istemiyor canım, iskelenin karşısındaki banka oturuyorum. Vapur bana bakıyor ben vapura bakıyorum. Neyi bekliyorum, hakikaten onu da hiç bilmiyorum.
***
Bağıttıra bağıttıra tribün şarkıları dinliyorum. Düdük sesleri geliyor aradan, bayraklar yanıyor her yanda. İnsanlar yanıyor. Yüreğime bir sevda düşüyor. Sinemalar, tiyatro salonları, stadyumlar kendilerini yeni sezona hazırlıyor. Son bir sezon daha, haydi bakalım.
Sürekli kağıtlara fotoğraflar basılıyor. Kimi şikayet ediyor, kimi hâlinden memnun. Hâllerimde roller arıyorum. Baktım bu defa bir şey bulamıyorum.
***
Cumayı cumartesiye bağlayan bir gecede daha çevreyolunda hızla ilerliyorum. Radyonun sesini biraz daha açıyorum. Ne çalarsa dinleyeceğim razı oluyorum. Arabanın şoförüne ayıp olmasın diye susuyorum, ağlayamıyorum. Çok giden oldu, artık buralarda duramıyorum.
This entry was posted on Çarşamba, Temmuz 30th, 2008 at 05:35 and is filed under Sex and The City. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.