“…
aklı yapacağı görüşte, kulağı hoparlörden okunacak isimlerdeydi…hoparlörlerden beşinci kez isimler anons edildiği bir anda kendi ismini duydu…gözbebeklerine yerleşen sevinç ışıltılarıyla, gardiyanın açtığı hücre kapısından uçar adımlarla çıkıp annesine koştu…
kamber, yüzündeki özlem yangınıyla görüş kabinine girdi ve karşısında annesini ve kardeşini buldu…
anne önündeki tel örgüleri adeta tırmalar gibi ileri atıldı, çığlı andıran bir sesle:
- ‘kamber ateş nasılsın!..’ dedi…
- ‘iyiyim canım annem iyiyim’ dedi…
kadın silme sevgi kesilen gözlerinden boşalan yaşlarla oğlunu okşarcasına baktı, baktı..
- ‘kamber ateş nasılsın!..’ dedi…
- ‘iyiyim çok iyiyim, siz nasılsınız’ dedi…
kadın sustu, başını önüne eğdi, bekledi, sonra birden taa oğlunun gözlerinin içine bakarak sordu:
- ‘kamber ateş nasılsın!..’
- …??!!…
kamber, annesinin türkçe’yi öğrenemediğini anladı. kardeşi yol boyunca annesine ancak bu üç sözcüğü öğretebilmişti…o da hep aynı cümleyi tekrarlayıp duruyordu…
…
anne “hoşçakal canım yavrum…” anlamına gelecek şekilde, sayısız kez kullandığı o tek cümleyi, el sallarken yeniledi:
- ‘kamber ateş nasılsın…’
ve gittiler…
görüş sonrası hücrede arkadaşı sevinçle kolunu tuttu:
- neler konuştunuz?
kamber annesinin şakıyan gözlerini anımsadı, ışıltılı gözlerle arkadaşına baktı…
- neler neleer!..
…”
yaşanmış bir olay.
]]>Saygılar
]]>