
yazan: hücumpress
Dünyayı öğrenmeye başladığınız, nesneleri henüz yeni yeni tanıdığınız, anne-babanın sosyal rollerinin ne olduğunu taze öğrendiğiniz bir dönemde sizi içeri aldılar. Nereye mi? Millî Eğitim Bakanlığı bünyesine.
Henüz birinci sınıfın birinci gününde size önce adınızı-soyadınızı, arkasından babanızın (annenizin değil) mesleğini sordular. Sosyal kabul görmeyen mesleklerden çocukların ebeveynleriyle alay ettiler. Sonra türlü sınavlar ve muhafazakar öğretiyle beyinlerinizi bulandırıp ‘iyi bir iş, iyi bir eş, güzel bir ev, son model bir otomobil, yazları her şey dahil tatiller’ ve daha bir sürü şey sahibi olmadan işe yaramaz insanlar olacağınızı sizlere anlattılar.
Sizler de sordunuz, araştırdınız ve öğrendiniz. Tüm bunları elde edebilmek için ‘muteber’ bir üniversitenin mezunu olmanız gerektiğini fark ettiniz. Bu durumu gidip annenize, o da dönüp babanıza anlattı. Dershaneye gitmek zorundaydınız. Deneme sınavları vasıtasıyla özgüveninizle alay ettiler. Ahmak olduğunuzu düşündünüz zaman zaman. Özel ders almak mecburiyetini hissettiniz. Anne ve babanızın ne tür borçlara girerek sizlere bu olanakları sağladığını fark edemeden ya da bu imkânlar size hiç sağlanamadan, sahip olmanız gerekenlere ulaşabilmek için insanüstü ve insana dair olmayan bir çaba gösterdiniz.
Bir şekilde ülkedeki milyonlarca insanın elde edemediği bir şeyi elde ettiniz ve üniversiteyi kazandınız. İngiltere ya da A.B.D. pasaportlu, kasaptan, bakkaldan bozma İngilizce okutmanlarından global dili öğrendiniz. Devletin bir türlü zamanında ödemediği ‘Başbakanlık Bursu’yla ya da mezuniyetinizden sonra burnunuzdan fitil fitil gelecek olan öğrenim kredileriyle, kredi kartı borçlarıyla eğitim hayatınızı sürdürdünüz. Devletin ‘menapoz teyzeleri’ istihdam etmek için açtığı yurt müdiresi kadrolarının, gencecik, umut dolu kadınları cendereye aldığı, reislerin, ağabeylerin kontrolü altındaki genç erkekleri ‘sözde modern Türkiye tasarıları’ altında ezik büzük insanlar haline getiren barınma şartlarında piç ettikten sonra, bu gençlerden medet umanların son hamlesini açıklıyoruz: Ücrete tabi akademik eğitim.
Bu kadar derdi tasayı çektiğiniz ‘akademik’ ortamda, anasının babasının ‘yeri belli olsun’ diye torpille işe soktuğu araştırma görevlilerinden beklentiniz soru sorma hakkı, eleştirel düşünme becerisi gibi şeylerse, okey masasına oturup taş çekerek çifte dönmenizi tavsiye ediyoruz. Her sorunuza “böyle felsefik soruların yeri bu sınıflar değil” yanıtını alacaksınız. Sonra okulun karşısındaki fotokopiciden geçen yılın sorularını almaya alışacaksınız. Daha sonra yerinize imza atacak birilerini bulacaksınız. Elinize verilen bir kağıt parçasıyla ki; adına diploma diyorlar, staj ayarlamaya çalışacaksınız. Sekiz ay süren staj sürenizin ardından aylık 500 YTL maaş, artı ‘muteber’ bir kartvizit verecekler.
Eğer bu saate kadar sinir krizinden ölmedilerse anneniz ve babanıza ilk maaşınızla ‘bir lokma, bir hırka’ alacaksınız. Size en başta öğretilen mutlu hayat meselesi mi? Onu kartvizitlerinizden zıvanasını yaptığınız sigaranın dumanıyla üfleyeceksiniz.
İşte sizlerden “Ezberleri bozmanızı” isteyen akademisyen, eski milletvekili adayı Baskın Oran bu nedenle üniversite eğitimi için para istiyor. Her şeyinizi verdiniz, bunun parasını da verin. Bu parayı nereden mi çıkarırım diyorsunuz? Tabii ki mabad-ı şahanenizden efendim.
This entry was posted on Salı, Şubat 26th, 2008 at 02:27 and is filed under Dark Side Of The Moon. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
dogru analize ne denir, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini,
evet ne var, kurtarıcı arıyorum