
yazan: hücum press
çizen: azulcobalto
26 Ocak 2007 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin haberinden alıntıdır.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali CoÅŸkun, ÅŸunları söyledi: “Türk milleti sanki suç iÅŸlemiÅŸ de o suçun aÅŸağılık kompleksi içinde bunu örtbas edercesine olayları abartıp, kendi inançlarımızı ve kendi millet anlayışımıza gölge düşürme durumunda kimse olamaz. Herkese saygılı olmakla birlikte, elhamdülillah Müslümanım ve ne mutlu Türk’üm diyene. Herkesin de benim onlara gösterdiÄŸim kadar benim inançlarıma ve kimliÄŸime saygı göstermek mecburiyeti vardır. AB ilkelerini ele alıyorsunuz; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler, ama uygulamaya ve çeÅŸitli kesimler ve aydın çevrelere bakıyorsunuz, bu ilkeler sadece kendileri için geçerliymiÅŸ gibi gösteriyorlar. Kim olursa olsun yapılan böylesine bir menfur cinayetin Türkiye’yi hedef aldığını zaten bütün yetkililer açıkladı. Bunu daha ileriye götürerek, ’Ben senden daha çok Hrant’ım. Ben senden daha çok Ermeniyim’ demek çok yanlış bir tavrı sergiliyor. Herkes ne ise odur.”
Sevgili bakanımızı gerçekten takdir ediyorum. Oturup düşünüyordum ben de acaba “Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın” menÅŸei nedir, nereden gelir nereye gider, Müslüman mıdır deÄŸil midir diye? Beni bu zahmetten kurtardı ve açıklamasını yaptı saÄŸolsun.
Şimdi sayın bakanla ilgili bir bilgi verelim.
Sayın bakan toplam 2 tane kanun metnine imza koymuş. Aşağıdaki metin, 30.04.2004 tarihinde karara dönüşmüş bir kanun metnidir.
Kanun önünde eşitlik maddesine kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu ibaresi eklenmekte, ölüm cezaları ile ilgili hükümler ilgili maddelerden çıkarılmakta, basın araçlarının korunması ve basın özgürlüğüne ilişkin maddesi yeniden düzenlenmekte, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş insan haklarına ilişkin milletlerarası andlaşma hükümlerinin kanunlarla uyuşmazlık çıkması durumunda esas alınması öngörülmekte, Yüksek Öğretim Kurulunun oluşturulmasında Genelkurmay Başkanlığının aday göstermesi uygulamasına son verilmekte, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgili madde yürürlükten kaldırılmakta, silahlı kuvvetlerin ellerinde bulunan Devlet mallarının TBMM adına denetlenmesinde gizlilik esası ortadan kaldırılmaktadır. (www.tbmm.gov.tr)
Åžimdi Türkiye’yi hedef alan saldırıyı ele almak lazım (bakan öyle diyor). Trabzon’dan “Vatan İçin” kalkıp İstanbul’a gelmiÅŸ cani, düşüncenin bedenine kurÅŸun sıkmış, Türk Bayrağı’nın önünde gururla adli fotoÄŸrafı çekilmiÅŸ. Azmettiricisi de altta kalmamış, adliyeye girerken Orhan Pamuk’a tehditler savurmuÅŸ.
Sayın Bakan;
Bu saldırı, sizin de çıkarması için kanun teklifi verdiÄŸiniz ve karara baÄŸlanmış basın özgürlüğüne yapılmıştır. Bir gazeteci-yazar, etnik kökeni nedeniyle katledilmiÅŸtir. Bu kurÅŸun, ayrımcılık ve ırkçılık elinden özgür düşünceye sıkılmıştır. Derinlerde bilinen baÅŸka ÅŸeyler varsa biz sade vatandaÅŸların bu konuda “derin” bilgileri yok ne yazık ki!
Bu Trabzon’dan kalkıp gelme meselesi de baÅŸka bir mesele. Åžimdi de Trabzon kentinin (kent-kentlilik) aklanması konulu halkla iliÅŸkiler çabalarını izliyoruz bir yandan. Trabzon’un ne zor durumda bir kent olduÄŸunu, insanlarının nasıl da kullanıldığını, aslında “Hepsinin Mazlum” olduÄŸunu gün gün iÅŸliyor “Devletin İdeolojik Aygıtları”…
Mesela bu ideolojik aygıtlardan bir tanesi olan Nihat Genç dostumuz neler söylemiÅŸ? Ona da bir bakalım…
24 Ocak 2007 tarihli AkÅŸam Gazetesi’nde “kendin sordur kendin yanıtla” usulü hazırlanmış bir Nihat Genç söyleÅŸisinde şöyle bir metin yer alıyor:
Eğer bir tetikçi aranıyorsa, bunun için en uygun yer olarak Trabzon gösterilebilir mi?
Doğru, olabilir. Trabzon, Samsun’dan başlayıp Sarp Sınır Kapısı’nda biten bir yerin adıdır. Ancak Trabzon Anadolu’nun uzağında bir yer değildir. Trabzon’u İstanbul’un bir ilçesi gibi düşünmek zorundayız. Çünkü Trabzon’da yaşayan herkesin ya anne-babasının ya da yakın akrabalarından birinin İstanbul’da mutlaka bir evi vardır. Trabzon bir nevi İstanbul’un varoşu gibidir. Trabzon’da doğup büyüyen herkes 17-18’ini bitirdi mi, büyük şehire göçmek zorundadır. Başka bir arzusu yoktur. Trabzon’a geri dönme oranı yüzde sıfıra yakındır. Ergenlik sonrası Trabzon’da kalan çocuklar Karadenizli özelliklerini yitirmiş, yani dişleri, pençeleri ve kabadayılığı törpülenmiş çocuklardır.
Helal olsun sana Nihat Genç. Hem ağlarsın ölenin ardından, hem anlarsın caninin dilinden. Filozof adamsın yemin ediyorum. Sen de elhamdülillah Müslümansın değil mi? Bu toprak da vatan toprağı değil mi?
Yanarsınız, dönersiniz, bir daha yanarsınız, bir daha dönersiniz…
This entry was posted on Çarşamba, Ocak 31st, 2007 at 11:47 and is filed under Dark Side Of The Moon. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
Nihat Genç’in yazısının çarptırıldığını düşünüyorum. Röportajın ya da yazının bir önceki paragrafının da burada bulunmasında fayda görüyorum:
“Eyvah, dedim. Yine Trabzon’a çullanacaklar. Medya dönüp dolaşıp bizim vatanseverliÄŸimizi afiÅŸe etmeye, hedef göstermeye çalışacak. Trabzon’da doÄŸup büyüyen insanlar, ya büyük bir sinema yapacak ya da mafyanın başı olacak. Biz buna delidoluluk diyoruz. Dünyayı deÄŸiÅŸtirmek, dünyayı fethetme, diyoruz. Ancak günümüzden konuÅŸacak olursak, 12 Eylül öncesi anarÅŸi döneminde, Türkiye ve Avrupa çapındaki ünlenmiÅŸ saÄŸcı mafyalar, lider tetikçi ve kabadayı kadrolarını bu ÅŸehirden seçmiÅŸtir. Bunun yoksullukla, ekonomiyle alakası yoktur. Çünkü çok zengin ailelerin çocukları dahi bu mafyada kabadayılığa soyunmuÅŸtur.”
Çarptırılan bir ÅŸey yok. Yine kabadayılığa alttan övgü, yine yerelliÄŸin deÄŸerlerini yüceltme, yine dış mihraklar…
Evet soru zaten alıntının üzerinde duruyor. Farklı bir şey bulup koymuyorsun ortaya.
Ayrıca getirdiğin diğer alıntı için de aynı yorumu yaparım. Hem ağlarsın ölenin ardından, hem anlarsın caninin dilinden.
Söylemi değişik değil, kesip kırpıp anlamı da başka yerlere çekmiş değilim.
“Caninin dilinden anlamak”la ne gibi bir iliÅŸki kuruyorsun? Yapılan bir hataya iÅŸaret ediyor: Trabzon’un topyekün cani olmadığını anlatıyor.
Fakat bunu anlatırken yine destansı, milliyetçi bir üslubu tercih etmiş. Bunu tasvip etmemekle beraber ben de böyle tümevarımların tehlikeli olduğu kanaatindeyim.
“Ergenlik sonrası Trabzon’da kalan çocuklar Karadenizli özelliklerini yitirmiÅŸ, yani diÅŸleri, pençeleri ve kabadayılığı törpülenmiÅŸ çocuklardır.”
İşte caninin dilinden anlamak…
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26588
Ali BayramoÄŸlu’nun bu haftaki Aksiyon’da yazdığı yazıdan bir alıntı yapıyorum:
“İtiraf etmem gerekir ki, hemen her zaman, duygunun siyasete bakışta nesnelliği engellediğini düşünenlerden biri oldum. Duygu merkezli tutumların sıkça aklı ve adil olma hissini devre dışı bıraktığı, güçlü aidiyetçiliklere yol açtığı kanaatini taşıdım.
Ne var ki bugün siyaset ve duygu ilişkisine bir ölçüde farklı bakar hale geldim.
Bunu heyecanlı, duygu dolu, demokrat bir arkadaşıma borçluyum.
Onda heyecan ve mesafenin bir arada yaÅŸayabildiÄŸini gördüm. Ondan duygu yoÄŸunluÄŸuna raÄŸmen meselelere uzak açıyla bakmanın mümkün olabileceÄŸini öğrendim. ‘Demokrat tutum, fikir ve tavır yanında kan ve canla ifade bulunca insan olma haline nasıl sirayet eder…’, belki de fark ettiÄŸim buydu…â€?
Ali Bayramoğlu bu cümleleri Hrant Dink için yazmış.
Nihat Genç de fikir ve tavrının yanında kan ve canla ifade ediyor derdini. Bu nedenle “halkçı” ve “sempatik” bir görünüm saÄŸlıyor.
Ancak bu sempatiyi yönlendirdiÄŸi yer, faÅŸizan bir tavrın yüceltilmesi. Aman Trabzon’a laf edilmesin!!! Neden? Beyimiz Karadenizli çünkü.
Sonra bana genellemelere karşı olduÄŸunu yazıyorsun Gündelikçi. Nihat Genç sohbetinde “İstanbul’a gidemeyen Trabzonlu’nun törpülenmiÅŸ” olduÄŸunu söylüyor. Bu genelleme deÄŸil mi?