
yazan: hücumpress
Ne zaman bir Fatih Akın filmi görsem inanılmaz bir şekilde hayatla bağlarım kopar. Hemen filmi izlemek isterim ki hayat sürsün. Yaşamın Kıyısında öyle olmadı. İsmi çok naif geldi, gidenler “güzel ama” dedi, erteledim, unuttum, saat uymadı, canım evden çıkmak istemedi, bir şey oldu izlemedim/izleyemedim.
Lâkin son derece enteresan bir gecenin sabahında yapılan güzel bir kahvaltının ardından Charlotte “Aslında bir film izleyecek zamanımız var” dedi. En sevmediğim kısım başladı, raftaki filmlerden biri seçilecekti. Charlotte, aldığı dvdlerin arasından Yaşamın Kıyısında’yı gösterdi. İzlememiştim, o da izlememiş. Teknik meseleleri üstlendikten sonra başlattık filmi.
Kurban bayramı, Trabzonlu bir baba, genç bir akademisyen, bir fahişe, bir sol örgüt üyesi, bir emekli junke, bir taze lezbiyen, Alman sahaf, kapkaççı çocuklar… Hepsi de yaşamın kıyısında. “Bir nefeslik rüzgar yetecek”…
Bir kayıkhanede olsaydık keşke… Güzel çayımızdan orada da içseydik… Ya da bambaşka bir ülkenin güneşinde, o güneşi bir daha göremeyecek gibi…
Sonra ülkücü bıyığı ve altında keçi sakalı olan arkadaşımla konuştuklarım aklıma geldi. Güzel konuştuk, iyi anlattım derdimi. Gidiyorum herkes gibi…
İçime düşen gitme fikri, anlattım da detaylıca. Burada olamamak, oraya yâr olmamak… Geçen yazı düşündüm sonra. Daha hava kararmamıştı, akşama doğru Şahika’nın terasında birer bira söyledik. Şahika’nın öyküsünü dinledim. Başka bir sürü öykü daha dinledim. Maddeyle olan bağımı kestim. Masaya bir ses kayıt cihazı bıraktım. Arada birkaç randevu kaçırdım. Yavaş yavaş insanlar bana inanmaya başladı, gidiyordum anlaşıldı…
Eski bir dostumla ahdimiz vardı. “Eyvallah” deyip gidecektik. Bir rüyanın değil, bir hasretin peşine düşecektik. Her şeyden vazgeçtik. Bir de aşk düştü mü yüreğe?
Sonra bir gece oldu, çok içtik, serhoş olduk ve bir ormanın içinden yıldızları görebildik o haldeyken. Müzik sesleri geliyordu, arada meydanlık yere gidiyor, birilerini arıyor ve bulamıyordum. Sonra bir daha geri dönemedim. Ertesi güne şehirde başladım. Bir vapura atladım, kati adımı attım.
Bayraklar sallanıyordu, kitaplar okunuyordu. Yaşamın kıyısında bizler “sürünüyordu”. Şimdilerde mi? Herkes yanına çağırıyor. Ben gidiyorum. Yaşamın diğer kıyısına…
This entry was posted on Çarşamba, Şubat 6th, 2008 at 18:22 and is filed under Ed Wood. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
evlat sevgisinin ne kadar kıymetli olduğunu öne çıkaran film.ben sadece onu gördüm ama dikkat edilmesi gereken başka önemli bir detayda hiçbirşeyi allahtan çok sevmiyeceksin.evladını bile.yoksa o sevdiklerini alabiliyor