
yazı, gorsel: hücumpress
“Öteki yol, boyun eğiş, çoğunluğun seçmek zorunda kaldığı yoldur�
Max Horkheimer, Akıl Tutulması
Sevgili dostlar… Bunu kabul ediniz ki; ben biraz mankafalıyım.
Acayip bir toprak parçasının, kör bir noktasından alemi izlemeye kalkarken aptallaşmış bir fareyim. Uzaktan görenler benden çekinir, ben pis bir yaratığım… Hızlıca geçerim dolapların altından, banyo deliğinden çıkar karşı karşıya gelirim insanlarla… Ama içine peynir konmuş bir kapana sıkışıveririm… Ben kapanın içinde kıvranırken, insan evladı zafer sarhoşluğu yaşar… Oysa ben bir fareyim… Zafer değilim…
Sevgili dostlar… Bunu kabul ediniz ki; ben bir kaptan değilim…
Kaptanlar zorluklarla boğuşurlar, dalgaları, fırtınaları delerler, gemilerini limana yanaştırıp yüklerini boşaltırlar… Ben limana kendi yüklerini taşıyan bir zavallıyım… Zorluklarına yükleriyle eşlik eden bir zavallıyım… Benim aklım almaz kahraman olmayı…
Kahramanlığa giriş;
Kahramanlık, lider karakteri ister. Kahramanlık, zorlukları ayağının altında ezmeyi, kötülerin üzerine kötü kötü bakmayı ister… Bense iyilerin yanından etrafa iyi iyi bakmak isterim… İyiler beni istemez, ben kahraman değilim…
Benim elim kolum düzenleyemez… Ben düzeltemem, düzgün olanı sevemem… Ben bırakırsam dağınık kalır, nitekim de bırakırım…
Kahramanlar Sevilir;
Nitekim kahramanlar hükmeder, hüküm sürer, ben ilacımı başıma sürerim… Kahraman ağırbaşlıdır, kahraman gururludur… Adı zorluk da olsa, zorunuza da gitse ben hiçbir şeyi ayağımın altında ezmem… Yanlışlıkla üzerine bastığım şeylerle de gurur duymam…
Ben Sevilmem;
Zayıftır karakterim… Vurduğum yerden ses gelmez, yere vurmam nitekim… Aslına bakarsan bir zaaf arar hep düz yoldan yürüyenler, bende aradıklarını bulurlar… Bulunca da bunarlar… “Akılları tutulur�, ben tutulmam…
Koşarım Zaman Zaman;
Gözlük camlarım kirlidir benim… Silsen de çıkmaz lekeleri, çizilmiştir köşeleri… Ben şikayet etmem, insanlar gözlüğümü bana şikayet ederler… Veririm gözlüğümü silsinler diye, gözlüksüz koşmaya başlarım… Kemerimi çözer fırlatırım, şapkam uçar kafamdan, kanunlar çalar arkamdan… Konuşurlar peşimden ara ara… Ana konu ben olmam… Üzülürler benim için…
Ben öyle olamam…
Boyun eğmemek, vurmak kırmaksa ben onlardan olamam…
Öteki yol anacadde olmuşsa artık, ben eski anacaddeden, bozuk olan yoldan yürürüm. Tenhada dumanı tüttürürüm…
Çoğunluğun seçmek zorunda kaldığı yoldan yürürsem eğer ağlamam… Ağladıysam tenhaya, eski yola dönerim… Eskiyi sevmez onlar, yenisini isterler… Ben istemem…
Ellerinle de yapsan, ben o lokmayı yemem…
Bu saatten sonra hiç yemem…
This entry was posted on Pazartesi, Ekim 1st, 2007 at 02:44 and is filed under Pulp Fiction. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.