By Hucum Press | Ağustos 6, 2008 - 11:34 am - Posted in Pulp Fiction

gary-ibsen-my-favorite-tomato.jpg

yazı: kalem
fotoğraf: Gary Ibsen


Aziz dostum,

Mektubun yüzümü güldürdü. Düğmeler için ayrıca teşekkür ederim.

Haberlerine pek sevindim. Oradaki şamataya az biraz özendim.

Bana mektubunda senin günlerin nasıl geçiyor diye sormuşsun.

Ben de düşündüm taşındım, tam üç gün üç gece boyunca ne yazacağımı bulamadım. Sonra kediciklerimden biri elimi harş harş diye yalarken sana ne yazacağım aklımda çakıverdi. Gün dediğin sabahtır, nasıl başlarsan öyle gider. Ben de sana sabahlardan sabah beğendim. Al, buyur:

Serkisof saat yedibuçuğu bir geçe çalıyor. Sesi çok fena çınlıyor. Gece uyumak için seçtiğim ve bir kenarından bacaklarımı, bir kenarından kafamı sarkıtarak pamuk gibi bir uyku çektiğim tekli koltuktan fırlıyorum ama saati bulamıyorum. Sonra giderek azalıyor sesi. Ama serkisofun sesi giderek azalmaz ki. Üzerinde tavuk yemlenir, yanında tatlı civcivler, you know, ama aslında Denizli horozudur o tavuk dediğimiz. Yoksa nasıl böyle ötebilir. Sonra bir iki tur atınca saati buluyorum ve fark ediyorum ki kurmamışım. Güzel. Kendi kendime böyle bir mekanizma geliştirmiş olmam. Uyanmak için kafamın içine Serkisof yerleştirdim demek ki. Bu demek oluyor ki, ben kafamın içine ne istersem yerleştirebilirim.

Hazırlanmaya başlıyorum. Bugün çok özeniyorum kendime. Keşke hergün böyle olsam. Gece boyunca kan beynime hücum ettiği için yanaklarım kırmızıdır diye tahmin ediyorum ve kendimi beğene beğene hazırlanıyorum. Kıyafetlerim koza. İnsan ne giyiniyorsa odur. Akşam kelebek mi olursun tırtıl mı kalırsın, hep bu koza belirler dostum. Bu yüzden iyi bir gün geçirmek istiyorsam çok iyi giyinmeliyim. Kıyafetleri giyinince, duş alsa mıydım diyorum ama çıkarmak çok zor geliyor o yüzden kıyafetlerle giriyorum, hortumla bir güzel duş alıyorum. Hava çok sıcak olduğu için, hemen kururlar diye tahmin ediyorum ve bu ince fikirli halim beni kendime daha da hayran bırakıyor.

Güzel bir kahvaltı güne iyi başlamak için çok idealdir. Bunu sağlığına dikkat eden ve formuna özenle bakan herkes bilir. Ben mesela formumu çok sever onu karnı acıkınca beslerim. Sabah protein ağırlıklı besleneceğim tutuyor. Derhal yetiştirdiğim şeri leydi domateslerin üçünü koparıp, duvara fırlatıyorum. Duvarda çok komik patlıyorlar. Öyle bir gülüyorum ki, üç kalem pirzola ediyor. Bu sabah da doyduk çok şükür diyorum.

Sonra çantamı hazırlıyorum ağır ağır. Çanta hazırlamak zor iştir. Bir kere içine elini attın mı aradığını hemen bulabileceğin bir düzenin olacak. Diyelim ki, otuzbeş dakikada bir geçen bir otobüse binmen gerekiyor. Otobüsü durağa on metre mesafeden görüyorsun, kapılarını kapatıyor. Koşsan yetişir, hidrolikli kapısını da tıktık eder açtırırsın. İşte o anda, akbilin nerede bileceksin. Koşarak kendini heba etmiş bir insanın toplum içinde duyduğu utanca –otobüsteki herkes senin koştuğunu ve zorla onların otobüsüne bindiğini görüp seni kınıyor ve sana tiksintiyle bakıyor olacak çünkü o sırada, you know,- bir de akbilini bulamamak eklenirse o zaman bu sana ağır gelir. Bu şekilde düşünerek hazırlayacaksın çantanı. Cüzdan, anahtar, dürbün, düdük, fener, solo test, sümüksüz mendil bisküvi/büsküü/püsküüt/püsküvü bunların her biri kendi çapında hayati önem taşır.

Çantamı hazırlayınca, sıra koku sürmeye geliyor. Kendimi bir kenarda elceezimle yetiştirdiğim ve kedi köpekten sakındığım fesleğenlere sürttürüyorum. Çok güzel kokuyorum. Bugün alenen kıvılcımlar saçıyorum. Koku çok önemlidir. Mesela afet-i devran bir bayanın yanına yaklaştığında eğer kendisi -çok afedersin- bok kokuyorsa, gebbet-i devran olur gözünde. Hakeza, pek yanaşmadığın bir bayanın kokusu güzelse, you know, huri olur çıkar kendisi. Bir hare olur böyle alacalı etrafında bu cins kimselerin.

Son olarak kediler’me ve köpekler’me terkos suyu bırakıyorum ki içip içip beni ansınlar, doyamasınlar ve ben dönünce beni daha şevkli karşılasınlar.

Ayakkabılarımı özenle kelebek fiyonklayıp, kapıyı örtüp, çıkıyorum. Evet, kapıyı örterim ben, öyle nazik kaparım ki örttüm sanırsın.

Şenlikli bir gün beni bekliyor, sokaktakilerin bakışından anlıyorum.

Bu kadarla yetinmeyelim. Dersen ki akşamı da yaz, yazarım.

Mektubunu, 2 göz artı 18 kedi gözünü de sayarsan 38, hadi dedin kediler gece daha iyi görür sen onları da ikiyle çarp, yani 74, eh üç de köpek var, artı altı, etti mi sana 80.

Mektubunu 80 gözle bekliyorum.

Hörmet ederun.

Gönderen:

Hanidir Cad.

Züleyha Mah.

Francalacı Apt.

No: Bak, postacı. Bana mektup geldi mi bodruma gel postacı. Kime sorsan gösterir benim yeri postacı. Mektupları bulamadım diye geri götürme, keserim çantanın ipini postacı.

Sağmalcılar/Konstantin

Alıcı:

Surdibi

No: 8

Hisar/Konstantin

This entry was posted on Çarşamba, Ağustos 6th, 2008 at 11:34 and is filed under Pulp Fiction. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Comment

Please note: Comment moderation is enabled and may delay your comment. There is no need to resubmit your comment.